ALLAH RAHMET EDER İNŞAALLAH
🔗 A 🔗 hir hayata giderken Rahmân ve Rahîm olan yüce Allah'ımıza Kendisini ne kadar çok sevdiğimizi bildirelim,
🔗 L 🔗 ambalar kapandığı zaman ortaya çıkan ivez taneleri gibidir artık bundan sonra öldükten sonra insanlar.
🔗 L 🔗 ambaların sönmesini bekler o ivezler çünkü onlar için programlanmış yaşam biçimi olarak onlara giydirilmiştir,
🔗 A 🔗 slında insanlar içinde programlanan yaşama biçiminin ikinci aşamasıdır kabir hayatı ölümden sonrada,
🔗 H 🔗 akikatte şudur ki yüceler yücesi Hz Allah bize burada konuşmayı yasaklamıştır görürüz duyarız lakin konuşamayız.
🔗 R 🔗 ahman olan Rabbimiz öyle uygun görmüş bizede amenna diyip beklemek düşer yine de çok merak ediyoruz,
🔗 A 🔗 rtık Kur'an-ı Kerim'i açın ve okuyun anlamadınız mı bir daha bir daha okuyun ve yine anlamadıysanız tekrar okuyun,
🔗 H 🔗 a okumakla inciniz falan dökülmez ki Kur'an-ı Kerim'in ilk ayeti Oku Yaradan Rabbinin Adıyla Oku değil mi,
🔗 M 🔗 utlaka okumanın zararından çok yararının olduğunu bizzat Yüce Rabbimiz bildirmiş artık gerisini siz düşünün,
🔗 E 🔗 fendimiz Muhammed s.a.v bilen bildiklerini uygulayan ve başkalarına öğreten kimse melekler arasında büyük diye anılır,
🔗 T 🔗 abikide inanın demiyorum size lakin sevgili peygamberimizin söylediği bir sözdür bu tabi ki son karar size aittir.
🔗 E 🔗 fendimiz s.a.v başka bir hadis-i şerifinde ise ya öğreten ya öğrenen ya dinleyen yada ilmi seven ol beşincisi olma,
🔗 D 🔗 ahası var tabikide yani bunların bu saydıklarımın dışında kalma eğer kalırsan helâk olursun diye noktalıyorum hadisi,
🔗 E 🔗 h artık Allah'ın sözü ayeti ve Allah'ın peygamberi Muhammed s.a.v'in sözü var iken biz kimiz de inanmayacağız ki,
🔗 R 🔗 icayı micayı öğretmeyi bırakın da annenize babanıza gelin hep beraber şu Kur'an-ı Kerim'i öğretin ey gençler.
🔗 İ 🔗 vezler için ve insanlar için Allah tarafından programlanmış yaşam biçimlerine değinmiştim en başta şimdiyse,
🔗 N 🔗 açizane fikrimi paylaşıyorum sizlerle ister inanırsınız istersenizde inanmazsınız tercih sizin lakin Allah'ımız bir gün soracak,
🔗 Ş 🔗 öyledir insanlar için programlanmış yaşam biçiminin birinci kısmı da dünya hayatıdır ki burada yönetmen de biziz oyuncuda,
🔗 A 🔗 ncak biz insanlar çok nankör bir varlığız ki birazcık şükretsek demin dediğim varlık kelimesine bakarda bizim nasıl ne aşamarla,
🔗 A 🔗 çayım bu konuyu isterseniz varlık'ın kökü var varda yok'tan gelmektedir yani varlık eşittir yokluk ise kelimenin anlamı harikadır,
🔗 L 🔗 ütfedip bizi de yoktan var edeni nasıl inkar edebilirizki inkar olan bir yerde imanda olmaz yada sağlam bir iman olmaz orada,
🔗 L 🔗 ahza lahza her varlığa ol diyen ve o şeyde anında oluveren ayetini söyleyen yüceler yücesi Hz Allah'ımıza hamd-ü senalar olsun,
🔗 A 🔗 h vicdansızlar ah nankörler ah gafiller ki ah sizi gidi şükürsüz adına insan denilen yaratıklar bu cümlede dahi bir anlam var,
🔗 H 🔗 iç siz size verilen ve zerre kadar dahi yüceler yücesi Hz Allah'ın hiç bir şey istemediği bu hayatta cümlelere anlamlı bir şekilde baktınız mı?
İnançlı Müminlerin Ahirettedir Nasipleri Elbette Delil İkindi Namazındadır
İMAN EDİN
17-18 Kasım 2015
Salı-Çarşamba
YK-44(Yunus Katı-Malatya)
LEVENT KIRCA'YA
🔗 L 🔗 event Kırca yada diğer adı Zeki olan Levent Kırca 28 Eylül 1948 Samsun'un Ladik ilçesinde doğmuştur ve ilk kez 1964'te Ankara Devlet Tiyatrosu'nda sahneye çıktı ve evlilikleri; birincisi Nur Diner (1975-1985) ikincisi ve üçüncüsü ise de Oya Başar'la yapmıştır (1985-2000, 2001-2005) ve Sanatçının ikisi ilk eşinden, ikisi de Oya Başar'dan olan 4 çocuğu bulunuyor vede 1964-2015 yılları arasında etkin olarak komedyenlik ve oyunculuk yapmıştır ve Türk komedyen, tiyatro sinema oyuncusu olarak hayatını idame etmektedir,
🔗 E 🔗 vet 1988'de başlayıp 22 yıl süren ‘Olacak O Kadar’ adlı televizyon programını hazırlayan Kırca, 1998 yılında Kültür Bakanlığı’nca verilen ‘devlet sanatçısı’ unvanını aldı vede Levent Kırca ve kadrosu ‘Olacak O Kadar’ dizisiyle efsaneleşti. Dizideki ‘Küçük Hüsamettin’, ‘Cevat Kelle’, ‘Bestami’ gibi tiplemeler yıllarca akıllardan silinmedi vede Sanat hayatının son dönemlerinde sinema filmlerine da ağırlık veren Kırca, ‘Toros Canavarı’, ‘Son İstasyon’, ‘Üç Baba Hasan’, ‘Ölürsün Gülmekten’, ‘Yeniden Olacak O Kadar’, ‘Mavi Muammer’ gibi yapımlarda da rol almıştı,
🔗 V 🔗 ede usta oyuncunun rol aldığı bir kaç yapım da şöyledir işte İlk kez 1964'te Ankara Devlet Tiyatrosu'nda sahneye çıktı. Ankara Birlik Tiyatrosu ve Halk Oyuncuları'nda çalıştı.Nasreddin Hoca Oyun Treni, Siz Olsaydınız Ne Yapardınız?, Bu Oyun Nasıl Oynanmalı?, Sağlık Olsun!, Ne Olur Ne Olmazgibi televizyon dizilerinin yapımcılığını üstlendi ve usta oyuncu 1978'de Altınşehir adlı filmle sinemaya geçti. Ne Olacak Şimdi? ve Mavi Muammer adlı filmlerde oynadı. Hodri Meydan Topluluğu adlı Tiyatro Grubu'nu kurdu. Eski eşi Oya Başar ile birlikte Güzel ve Çirkin ve Sefiller adlı oyunları sergiledi. Üç Baba Hasan, Kadıncıklar adlı oyunları sergiledi. 1988'de başlayıp 22 yıl süren Olacak O Kadar adlı televizyon programını hazırladı. İlk sinema yönetmenlik denemesini Son adlı filmle yaptı. Daha sonra Şeytan Bunun Neresinde adlı filmi yönetti,
🔗 E 🔗 den bulur misali bu adam kime ne etmişti de 1998 yılında Kültür Bakanlığınca verilen Devlet Sanatçısı unvanını alan sanatçının bu ünvanı Nisan 2015'te geri alındı ve Saint Petersburg Bal Mumu Heykelleri Müzesi'nde heykeli olan nadir Türk sanatçılardandır. 2011 yılında Karımın Dediği Dedik Çaldığı Kontrbas isimli komedi dizisine başlamıştır, fakat reyting alamadığından dolayı dizi dört bölüm sürmüş ve bitmiştir,
🔗 N 🔗 oksanlıklar elbette vardır lakin bir filmografi yapalım mı Karımın Dediği Dedik Çaldığı Kontrbas, 2011Son İstasyon, 2010Ağa Kızı, 2004 (Oyuncu : Osman Ağa-Hasan Ağa rolünde)Kendini Bırak Gitsin, 2004Şeytan Bunun Neresinde, 2002 (Oyuncu ve yönetmen)Son, 2001 (Oyuncu, senarist ve yönetmen)Ölürsün Gülmekten, 2000Mavi Muammer, 1985 (Oyuncu: Muammer rolünde)N'Olacak Şimdi, 1979(Oyuncu: Orhan rolünde)Taşı Toprağı Altın Şehir, 1978 (Oyuncu: Ökkeş rolünde),
🔗 T 🔗 utunacağı tek dal olarak Beykent Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi'nde öğretim üyeliği yapmıştır ve daha sonra da 2011'den itibaren Aydınlık gazetesinde köşe yazarlığı yapmı ve Vatan Partisi'nin Merkez Yürütme Kurulu üyeliği yapmıştır vede 2013 yılının Ocak ayında ise Ulusal Kanal genel müdürlüğü, daha sonra Yönetim Kurulu Başkanlığı görevini üstlenmiştir.
🔗 K 🔗 ırca tiyatro oyunculuğu ve sanatçılıkla yetinmeyip kendisini siyaset bataklığına da bulaştırmıştı ve Levent Kırca Mart 2009 Belediye Seçimleri için Demokratik Sol Parti'den Üsküdar Belediye Başkanlığı için aday olmuştur; fakat 4'üncü sırayı alarak kazanamamıştır vede yeniden 30 Mart 2014 günü yapılan Mahalli İdareler Seçiminde İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığına bu seferde İşçi Partisi'nden adaylığını açıklamıştır fakat 15.232 (%0.2) oy alarak 8. sırada yer almıştır,
🔗 I 🔗 lıktan bir konuşma biraz da belki uzun olacak lakin bir zararı yok bence Usta oyuncu Levent Kırca'nın Radikal gazetesine verdiği 13/09/2015 02:00 tarihli bir röportajdan kısa kısa kesitler vereceğim şimdi de size “Zeki Alasya o kadar telaşla öldü ki, dört günde içinde öldü çocuk. Şu benim yaşadığım şeyleri yaşayamadı, gözlemleyemedi. Bunları ancak ölüm döşeğinden gözlemlersin. Bu bile Allah’ın bir lütfu. Etrafına bakabiliyorsun, sevgiyi görüyorsun diyen Kırca şunları söylüyor: “Seneler evvel bir arkadaşım çok ağır kanserdi. Hastaneye ziyaretine gittim. Hiç unutamam, pencereyi açtı ve gökyüzüne bağırdı, “Neden ben?” diye. Sesimi çıkarmamıştım ama yadırgamıştım. “Neden ben?” demek, bana bencillik gibi geliyor, kibir gibi geliyor. 18 yaşında çocuk da şehit düşüyor, var mı bunun açıklaması? Yok. Neden o ölüyor da başkaları ölmüyor? Yok bunların açıklaması. Kemoterapiye, sosyal sigortalar hastanesinde, herkesle birlikte giriyorum, küçücük çocuklar görüyorum. Onlar acı çekerken benim şikayet etmem, “Ölmek istemiyorum. Gitmeyeceğim, kazık çakacağım!” diye tutturmam ayıp değil mi? Bu son olaylar çok sarstı beni, her an ağlayabilirim. Bu vatanın evladına şehit olarak gelen ölüm, bana kanser olarak gelmiş çok mu? Yanlış anlama, bu politik bir konuşma değil. Bunları ölüm döşeğinde söylüyorum sana...”,
🔗 R 🔗 abbimiz hiçte razı olmaz eğer saklasam sizlerden tabi doğrudur yanlıştır ben bilmem fakat orasını sadece ve sadece yüce Allah'ımız bilir İnşaAllah ve bende onun için Hürriyet gazetesi yazarı Ayşe Arman'ın Levent Kırca ile yaptığı söyleşiden yaptığım kısa kesintiler sonunda kalan söyleşi şöyle: Onlar da önemli, sizin başınıza gelenler de. “Neden ben?” diyor musunuz? - Hayır hiç! Oysa etrafımda, “Allah’ım niye böyle oldu? Neden beni buldu? İnşallah ölmeyeceğim, herkes bana dua etsin!” diyenleri görüyorum. Onların hastalıkla yüzleşmesi böyle, saygı duyuyorum. Ama ben hastalığıma böyle yaklaşmıyorum. Belki de devrimci bir kültürle büyüdüğüm için, “Öleceksek de öleceğiz” diyorum. Ölüm de bir haktır değil mi ama? Ölümü de hak etmek gerekir. Ben hak etmeye çalışıyorum. O da güzel bir şey. Doğumu yaşıyoruz, ölümü de hakkıyla yaşamak lazım. Böyle düşünüyorum.
Ağır oldu bu söyledikleriniz! Biz bunları genelde konuşmayız... - İyi de sadece ben değil ki, hepimiz ölümü yaşayacağız. Ölüm de bir güzellik. Bir müziğin sonu, bir oyunun, bir eserin sonu gibi bir insanın sonu... Finali güzel yaşamak lazım. Ağlayıp sızlayıp dövünüp onu rezil etmemek lazım. Bir de, 65 yaşına gelmişim. Çok rastgele de gelmemişim. Okumuş, yazmış, çizmiş, üretmişim. Hayata katkıda bulunmuşum. İnsanları güldürmüşüm, kendi çapımda eğitmişim. Şanı-şöhreti görmüşüm, bunu taşıyabilmişim, çoluğum çocuğum olmuş, hayatıma birbirinden değerli insanlar girmiş, insanlar beni sevmiş, mutlu olmuşum. E 65’te ölmezsem, 75’te öleceğim,
🔗 C 🔗 anınızdan endişe duyduğunuz acı bir andır belkide Siz zeki bir insansınız. O zaman hesaplaşma daha mı çetin oluyor? - Benim annem, Cumhuriyet Halk Partisi ’nin aktif üyesiydi ve öğretmendi. At sırtında okullara giden öğretmenlerden. Devrimci ve ilerici bir kadındı. Fikirlerinden ve yazılarından dolayı, ikide bir gözaltına alırlardı. E armut, dibine düşüyor tabii. Ben de gençlik yıllarımda Ankara Sanat Tiyatrosu’nda, Ankara Birlik Sahnesi’nde oynadığım oyunlardan ötürü, polise çekilir, gözaltına alınır, işkence görürdüm. Bizim zamanımızda öyleydi. 17-18 yaşında çocuktum bunları yaşadığımda. Filistin askısına alırlardı. Yani ellerimizi arkadan bağlarlar ve havaya asarlardı. Havada, iki saat, üç saat ters asılı kalırdık. Ayaklarımıza copla vururlardı, sonra da tuzlu suda yürütürlerdi ki ayaklar şişmesin. Bir de kıçımıza cop sokarlardı. O zamanın en yaygın, en fena işkencesi buydu. Halktan yana tavır koyduğumuz için, devrimci olduğumuz için bunlar bizim başımıza gelirdi. Benim böyle bir geçmişim var. Kimse kusura bakmasın copu biz kıçımızda hissettik. 65 yaşındayım, hâlâ bağırsaklarım düzelmedi. O copun üstüne koyarlar ve döndürürler sizi. Kanser olmanızı, yaşadığınız üzüntülere, sıkıntılara mı bağlıyorsunuz? - Bundan kimsenin haberi yok ama ben 2000 senesinde de kanser oldum. Kan kanserinin bir türü. Doktorum bana, “Bundan ölmezsin” dedi. Ben de sordum, “Sebebi stres mi? Bir şeyleri kendime dert ettim diye mi oldu?” “Alakası yok! Bu tamamen piyango!” dedi. Ama şu anda yaşadığım karaciğer kanseri, iki buçuk ayda oluşmuş. Yine sordum, “Bu da mı piyango mu?” diye. “Yok” dedi bu sefer, “Stresten ve sıkıntıdan olmuş!” Peki sizi bu kadar strese sokan neydi? - Her şey bir arada. Yasaklanmalar, ekonomik problemler, kişisel dertler üst üste geldi. Televizyona çıkmam, program yapmam engellendi; e nereden para kazanacağım, neyle yaşayacağım? Onurlu bir adamım, gelmişim 65 yaşına. Süleyman Demirel cumhurbaşkanıyken bana devlet sanatçısı unvanı vermiş, sonra bu iktidar geri almış... E insan bunlara sıkılmaz mı, kafaya takmaz mı? Gezi olaylarını onayladığım gerekçesiyle, devletin özel tiyatro desteği kesilmiş. Bu da, yılda ortalama 100 bin lira gibi bir para. Hadi ona da eyvallah. Bir Audi arabam vardı, onu sattım, geldim Kadıköy’de bir salon kiraladım. Boş bir depoyu tiyatro haline getirdim, 200 bin lira da borçlandım. Ve oynuyordum oyunu. 12 ödül aldık. Ağustosun ortasına kadar full oynadık. Kanser teşhisi kondu, ben hâlâ oynuyordum. “Oynayacağım” dedim doktora, “Oyna” dedi. Biliyormuş demek ki kadın, üç gün sonra benim sahnenin orta yerinde kalacağımı. Öyle de oldu. Şiştim sahnede. Müsaade istedim seyirciden. Ben bu kadar anlayışlı, bu kadar sevecen seyirci görmedim, ağlıyorsun, seninle ağlıyorlar. Söylediniz mi sahnede, kanser olduğunuzu? - Evet. Çünkü sahnede hafif dengem bozuluyordu. Benim için beni sarhoş zannetmeleri, kanser olmamdan daha kötü. Gerçek neyse bilsinler. O günden itibaren de oynayamadım,
🔗 A 🔗 slında bir gün hepimiz öyle yada böyle öğrenmeyeceğiz mi ölüm nedenini kanser verem yada kalp hepsi külliyen yalan dünya fani insanlar çok cani sanki ölmeyen mi var hani neyse şey bir şey daha söyleyeyim biz ölüm nedir gün gelir ölüme de eğilmeyiz diyenlerin ölüm karşısında eğilmek değil de kas katı kesildiklerini gördük ve Allah'ımız izin verdiği sürecede görmeye devam edeceğiz İnşaAllah ve konuya dönelim biz şimdi de Sevgiliniz Aslı Hanım fark etmeseydi kanser olduğunuzu, bilmeyebilir miydiniz? - Evet. Çünkü karaciğer kanserleri, son raddeye kadar renk vermeyebiliyormuş. Doktor, “Karaciğer kanserisiniz!” deyince ne geçti aklınızdan? - Hiçbir şey. İnsan tırsmıyor mu? - Hayır. Tuhaf bir şekilde bu sefer kabullendim. İlk kanserimde afallamıştım. İnsan olgunlaşıyor, dik durmayı öğreniyor. Gerekirse de ölürüm, onu da saygıyla karşılarım. Ölümden korkmuyorum yani. Bunu da söylemiş olayım. Ben ölüme de eğilmem. Ölmesini de bilirim. Bu önemli bak, adam gibi ölmeyi de bilmek lazım. Bunlar adam olmanın gerekleri. Hayatta dik durmayı başarmış, hükümetlere kafa tutmuş devrimci bir adam olarak, yine dik duracağım. Bu dönemin sizin için, diğer dönemlerden farkı ne? - Ben pek çok hükümet gördüm, pek çok siyasetçinin parodisini yaptım. ‘Olacak O Kadar’ programı o kadar halka mal olmuştu ki, ertesi gün, bir gece önce canlandırdığınız bakan telefon açar, tebrik ederdi. Bayıldığından değil ama ne kadar çağdaş ve komplekssiz olduğunu gösterebilmek için. Tayyip Erdoğan ise, eksik olmasın, programı hemen yayından kaldırttı. Bana açılmış beş tane davası var. Bir tanesinde, onu ölümle tehdit ettiğim iddia ediliyor. Yok artık... - Evet. Bodrum’da yazlıktayım. Sattım şimdi oraları. Komik bir manzara. Polis evin etrafını sarmış. Taşların, duvarların arkasına gizleniyorlar filan. Zannediyorlar ki ben de pencereden onlara ateş edeceğim. Neyse sonra eve gelip, aldılar beni. Polis diyor ki, “Abi, biz seninle büyüdük!” Benimle resim çektiriyor. Karısı demiş ki, “Resimsiz gelirsen akşam eve sokmam seni!” Sonra gittik, bir savcı, 30 yaşlarında bir kadın, belli ki onu terfi ettirmişler oraya, birinci sorusu, “Öldürmeyi düşünüyor musunuz?” Ben de, “Başlangıçta düşünüyordum. Sonradan vazgeçtim. Onu Allah’a havale ediyorum” dedim. Bunun gibi tonla olay anlatabilirim. Tabii komik, anlatırken insanları güldürüyorum ama çok da acı aslında. Anadolu’ya turneye gidiyorum, adam bana salon vermiyor. Otele gidiyorum, otele almaya korkuyor. E bunlar insanı kanser etmez de ne eder! Her türlü gelirini kesmişler, salon vermiyorlar, nereye gitsen polis apar topar seni alıyor, sağlık muayenesine götürüyor, sonra savcıya ifade vermeye... Turnelerde mi oluyor? - Genelde turnelerde. Öyle dizayn ediyorlar. E bunlar beni üzdü. Ama diyeceksin ki sadece bu mu? Mutlaka kişisel, ailevi sorunlar, ekonomik sıkıntılar, salonun borçları, evin kirası, tiyatronun kirası gibi şeyler de var... Usta 500 lira alacağı için kapıya dayanıyor. Tamam haklı ama işte bazen insanda 500 lira bile olmuyor. Bir sürü şeyi Aslı halletti, bana çaktırmadan kapattı borçları, buzdolabıma et ve süt koydu, o kadar destek oldu yani. Sadece sevgilim, hayat arkadaşım değil, gerçekten kötü gün dostu,
🔗 Y 🔗 ar değilde bize asıl lazım olan Yaratan olduğunu anlayabilsek belkide ölüm daha güzel olacak lakin o zaman da imtihanın bir manası kalır mı acaba onun için her şeyin en iyisini bilen yüce Rabbimiz elbetteki bunuda bilir şüphesiz ki inşaAllah söyleşimize dönelim isterseniz şimdi de Kendinize acıdığınız oluyor mu? - Hiçbir zaman acımadım. Yanlışlar yapmadım mı? Yaptım. Yanlış yapmazsam zaten insan olmam ki. Ben, bazen en sonda söylenecek şeyi ilk başta söylerim, fevri davranabilirim, kastımı aşan uuşeyler de söylemiş olabilirim. Ama özür dilemesini de biliri. Peki bir şey söyleyeceğim Oya Hanım’la sizinki çok uzun yıllara yayılan bir ilişki. İki kere nikah kıydığınız bir kadın, iki çocuğunuz var, birlikte büyük bir tutkuyla çalışmışsınız. İnsan nasıl bu kadar kopma noktasına nasıl gelir, nasıl yabancılaşır, kanserken bile nasıl görüşmez? - Ama hayat bu. İnsan yabancılaşıyor. En yakınına bile. “Bu muydu her şeyi paylaştığım insan?” diyorsun. Karşılıklı olarak diyorsun. Beni, babamla 35 yaşında tanıştırdılar. Nasıl yani? - Babam, İsviçre’de akademide bir profesörüdü. Heykeltıraş ve ressam. Hiçbir zaman bir baba-oğul ilişkimiz olmadı. 35 sene sonra kapımıza geldiğinde, annem Cüneyt Gökçer geldi zannetmiş. Geldi, beni uyandırdı ve “Cüneyt Hocan geldi” dedi. Gördüğün gibi annem de yabancılaşmış! Annem olayın farkına sonra vardı. Bizi tanıştırdı, “Oğlum, bu senin baban” dedi. Tokalaştık. Babam da “Sarılmayacak mısın?” dedi. Dedim ki, “Valla hiç içimden gelmiyor. Çünkü siz benim için herhangi bir adamsınız şu anda!” Sanatçı genlerim babamdan. Makyaj yapmalarım, heykele merakım filan hep ondan gelmiş ve söyleşi burada bitti lakin detaylıca okumak için Radikal gazetesinin internet adresine bakabilirsiniz,
,🔗 A 🔗 dım adım hayatta bitiyor işte böyle değil mi geçirdiği karaciğer kanseri sebebiyle tedavi gördüğü Marmara Üniversitesi Pendik Eğitim Araştırma Hastanesi'nde 12 Ekim 2015 gecesi saat 02.40'ta 67 yaşında yaşamını yitirdi. Cenazesi, 13 Ekim 2015 Salı günü Levent Camii'nde kılınan cenaze namazının ardından Zincirlikuyu Mezarlığı'na defnedilmiştir 4 çocuk babası olan Levent Kırca, kısa süre önce hayranlarına bir veda mektubu yazmış ve “Güzellikler paylaştıkça değerlenir, kötüler çoğaldıkça kanıksanır, daha iyi bir dünyada görüşmek ümidiyle. Atatürk’le kalın, cumhuriyetle kalın, hoşçakalın!!” İfadelerini kullanmıştı ve bende usta oyuncu LEVENT KIRCA'YA ALLAH RAHMET EDER İNŞAALLAH diyerekten Rabbimiz merhamet ve mağfireti usta oyuncunun üzerine olsun der Zavallı Akılsız Kul Yunus.
İnançlı Müminlerin Ahirettedir Nasipleri Elbette Delil İkindi Namazındadır
İMAN EDİN
21-22-23 Aralık 2015
Pazartesi-Salı-Çarşamba
YK-44(Yunus Katı-Malatya)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder