31 Ekim 2014 Cuma

Cum'a Günü Kutlama Mesajı

Kısa Bir Dua;

...Ve kâle rabbukum,
Ud’ûnî estecib lekum.

...Ve dedi ki sizin Rabbiniz,
Bana dua edin ki ben icabet edeyim sizin için.

Ayetin Tamamı;

Ve kâle rabbukumud’ûnî estecib lekum, innellezîne yestekbirûne an ibâdetî se yedhulûne cehenneme dâhırîn(dâhırîne).

Ve dedi ki sizin Rabbiniz,Bana dua edin ki ben icabet edeyim sizin için.Bana kul olmaktan kibirlenirler, muhakkak ki onlar cehenneme dahil olacaklardır,hakir ve zelil olarak alçalmış bir şekilde.

40 Mü`min Suresi 60.Ayet

Hayırlı Ve Nurlu Cum'a'lar

23 Ağustos 2014
Cumartesi

♪♣♪♣♪♣♪YK-44(Yunus Katı-Malatya)♪♣♪♣♪♣♪

29 Ekim 2014 Çarşamba

20.Sayfa

Kur'an-ı Kerim
1.Cüz

1.Fâtiha Suresi 1.(7)Ayet'den 2.Bakara Suresi 141.(286)Ayet'e Kadar

Kur'an-ı Kerim 1.Cuz 20.Sayfa 2.Sure Bakara Suresi Ayet 135-141

Ve kâlû kûnû hûden ev nasârâ tehtedû kul bel millete ibrâhîme hanîfâ(hanîfen), ve mâ kâne minel muşrikîn(muşrikîne).

Ve dediler (ki): "Olun (ki) Yahudi, veya Hristiyan, hidayete erersiniz." De (ki): "Hayır İbrâhîm'in milleti, dîni hanîf olarak, tek Allah'a inanarak (devam ediyordu). Ve (o yani İbrâhîm a.s) olmadı müşriklerden, Allah'a şirk koşanlardan."

Kûlû âmennâ billâhi ve mâ unzile ileynâ ve mâ unzile ilâ ibrâhîme ve ismâîle ve ishâka ve ya’kûbe vel esbâtı ve mâ ûtiye mûsâ ve îsâ ve mâ ûtiyen nebiyyûne min rabbihim, lâ nuferriku beyne ehadin minhum ve nahnu lehu muslimûn(muslimûne).

Deyin, söyleyin (ki): "Biz îmân ettik; Allah'a, ve indirilene (indirilen şeye, Kur'an-ı Kerim'e) bize. Ve indirilene (indirilen şeye, sahifelere) İbrâhîm (a.s)'e, ve İsmail (a.s)'e, ve İshak (a.s)'a, ve Yâkub (a.s)'a, ve torunları. Ve verilene (verilen şeye, kitaplara) Musa (a.s)'ya, ve İsa (a.s)'ya. Ve verilene (verilen şeye, vahiylere) (diğer) nebîler, peygamberler Rab'leri tarafından fark gözetmeyiz, ayırım yapmayız biri, birisi onlardan. Ve biz O'nu, O'na teslim olanlar(ız)."

Fe in âmenû bi misli mâ âmentum bihî fe kadihtedev ve in tevellev fe innemâ hum fî şikâk(şikâkın) fe se yekfîke humullâh(humullâhu), ve huves semîul alîm(alîmu).

O zaman, o taktirde eğer âmenû oldular, îmân ettiler benzeri, gibi sizin îmân ettiğiniz şey O,na (Allah'a) o zaman, böylece olmuştu hidayete erdi. Ve eğer yüz çevirirlerse artık, o zaman, o taktirde sadece onlar (bir) ayrılık içinde(dirler) (Allah'ın yolundan ayrılmış olurlar). O zaman, o taktirde onlara karşı sana kâfidir Allah. Ve O, hakkıyla işiten (Semî'dir), hakkıyla bilen (Alîm'dir).

Sıbgatallâh(sıbgatallâhi) ve men ahsenu minallâhi sıbgaten, ve nahnu lehu âbidûn(âbidûne).

Allah'ın boyası; ve kim ahsen, en güzel(dir), Allah'tan boya olarak (gelenden başka). Ve biz O'na kul olanlar(ız).

Kul e tuhâccûnenâ fîllâhi ve huve rabbunâ ve rabbukum, ve lenâ â’mâlunâ ve lekum a’mâlukum ve nahnu lehu muhlisûn(muhlisûne).

De, söyle (ki): "Mi bizimle mücâdele ediyorsunuz hakkında Allah? Ve O, bizim Rabbimiz, ve sizin Rabbiniz(dir). Ve bizim bizim(dir) amellerimiz, ve sizin sizin(dir) amelleriniz. Ve biz O'na muhlisler, ihlâs sahibi olanlar(ız)."

Em tekûlûne inne ibrâhîme ve ismâîle ve ishâka ve ya’kûbe vel esbâta kânû hûden ev nasârâ kul e entum a’lemu emillâh(emillâhu), ve men azlemu mimmen keteme şehâdeten indehu minallâh(minallâhi), ve mâllâhu bi gâfilin ammâ ta’melûn(ta’melûne).

Yoksa, veya diyorsunuz, söylüyorsunuz: "Muhakkak (ki) İbrâhîm (a.s)'in, ve İsmail (a.s)'in, ve İshak (a.s)'ın, ve Yâkub (a.s)'un, ve torunları(nın) oldular, idiler Yahudi, veya Hristiyan." De, söyle (ki): "Siz mi daha iyi bilir(siniz) yoksa, veya Allah(mı)?" Ve kim daha zalim o kimseden ketmetti, gizledi, sakladı şahitlik O'nun yanında, katında Allah'tan? Ve Allah değildir gâfil, farkında olmayan (bir takım) şey(ler)den (günahlardan) siz yapıyorsunuz (ya).

Tilke ummetun kad halet lehâ mâ kesebet ve lekum mâ kesebtum ve lâ tus’elûne ammâ kânû ya’melûn(ya’melûne).

İşte o (onlar) bir ümmet, bir toplum oldu (ki) gelip geçti. Onun kazandığı şeyler (kendilerinedir), ve sizin kazandığınız şeyler (sizedir). Ve size sual olunmaz, sorulmaz şeylerden onlar oldular yapıyorlar (siz sorumlu değilsiniz).

5 Eylül-18 Ekim 2014 Cuma-Cumartesi

YK-44(Yunus Katı-Malatya)

19.Sayfa

Kur'an-ı Kerim
1.Cüz

1.Fâtiha Suresi 1.(7)Ayet'den 2.Bakara Suresi 141.(286)Ayet'e Kadar

Kur'an-ı Kerim 1.Cuz 19.Sayfa 2.Sure Bakara Suresi Ayet 127-134

Ve iz yerfeu ibrâhîmul kavâide minel beyti veismâîl(ismâîlu) rabbenâ tekabbel minnâ inneke entes semîul alîm(alîmu).

Ve o zaman, olduğu zaman yükseltir İbrâhîm (a.s) temeller(ini) (beyt'in) evden (evin) (Kâbe'nin), ve İsmail (a.s) (ve şöyle dua ediyorlardı): "Rabbimiz kabul buyur bizden (bu yaptığımız şeyi). Muhakkak ki sen, şüphesiz sen (evet) sen hakkıyla işiten (Semî'sin), hakkıyla bilen (Alîm'sin)."

Rabbenâ vec’alnâ muslimeyni leke ve min zurriyyetinâ ummeten muslimeten leke ve erinâ menâsikenâ ve tub aleynâ, inneke entet tevvâbur rahîm(rahîmu).

"Rabbimiz ve bizi kıl teslim olan (iki kişi) sana. Ve bizim soyumuzdan bir ümmet, bir topluluk teslim olan sana." "Ve bize göster (hac ibadetinin) menasiklerimizi, yapacaklarımızı, uymamız gereken kurallarımızı. Ve tövbemizi kabul buyur. Muhakkak ki sen, hiç şüphesiz sen (evet) sen tövbeleri çok kabul eden (Tevvâb'sın), Rahmet nuru gönderen (Rahîm'sin)."

Rabbenâ veb’as fîhim resûlen minhum yetlû aleyhim âyâtike ve yuallimuhumul kitâbe vel hikmete ve yuzekkîhim inneke entel azîzul hakîm(hakîmu).

Rabbimiz, ve beas et, hayata getir, görevlendir bir resûl, elçi, mürşid onlardan, kendilerinden onlara okur (tilâvet eder) senin âyetlerin(i), ve onlara öğretir kitabı, ve hikmeti. Ve onları tezkiye eder, nefslerini temiz- ler, tasfiye eder. Muhakkak ki sen (evet) sen üstün (Azîz'sin), hüküm ve hikmet sahibi (Hakîm'sin).

Ve men yergabu an milleti ibrâhîme illâ men sefihe nefseh(nefsehu), ve lekadistafeynâhufîd dunyâ, ve innehu fîlâhireti le mines sâlihîn(sâlihîne).

Ve kim rağbet etmez, yüz çevirir, uzaklaşır İbrâhîm'in dîni ancak, den başka, kim sefih oldu, akılsız oldu, cahillik etti nefsini, kendini? Ve andolsun (ki) biz onu seçtik dünyada. Ve muhakkak ki o, ve ahirette elbette, mutlaka, kesinlikle salihlerden (salâha ulaşmışlardandır).

İz kâle lehû rabbuhû eslim kâle eslemtu li rabbil âlemîn(âlemîne).

Dediği zaman, demişti ona onun Rabbi: "Teslim ol!" Dedi (ki): "Ben teslim oldum âlemlerin Rabbine."

Ve vassâ bihâ ibrâhîmu benîhi ve ya’kûb(ya’kûbu), yâ beniyye innallâhestafâ lekumud dîne fe lâ temûtunne illâ ve entum muslimûn(muslimûne).

Ve vasiyet etti onunla (Allah'a teslim olmayı) İbrâhîm (a.s) kendi oğullarına. Ve Yâkub (a.s da): "Ey oğullarım! Muhakkak ki Allah seçti sizin için, size dîn (olarak). O halde, öyleyse, artık ölmeyiniz ancak, sadece, dan başka, olmaksızın, olmadan, ve siz (Allah'a) teslim olanlar(sınız)."

Em kuntum şuhedâe iz hadara ya’kûbel mevtu, iz kâle li benîhi mâ ta’budûne min ba’dî kâlû na’budu ilâheke ve ilâhe âbâike ibrâhîme ve ismâîle ve ishâka ilâhen vâhidâ(vahiden) ve nahnu lehu muslimûn(muslimûne).

Yoksa, veya: "Siz oldunuz şahitler?" Hazır olduğu zaman, hazır olmuştu Yâkub (a.s) ölüm. Demişti (Yâkub a.s) oğullarına: "Neye kulluk edeceksiniz sonradan, sonra (ben öldükten)?"  (Onlar) Dediler (ki): "Kul olacağız senin ilâhın(a), ve ilâh(ına) senin ataların, İbrâhîm (a.s), ve İsmail (a.s), ve İshak (a.s'ın) tek, bir ilâh. Ve biz ona (Allah'a) teslim olanlar(ız)."

Tilke ummetun kad halet, lehâ mâ kesebet ve lekum mâ kesebtum, ve lâ tus’elûne ammâ kânû ya’melûn(ya’melûne).

İşte o (onlar) bir ümmet, bir toplum oldu (ki) gelip geçti. Onun kazandığı şeyler (kendilerinedir), ve sizin kazandığınız şeyler (sizedir). Ve size sual olunmaz, sorulmaz şeylerden onlar oldular yapıyorlar (siz sorumlu değilsiniz).

5 Eylül-18 Ekim 2014 Cuma-Cumartesi

YK-44(Yunus Katı-Malatya)

18.Sayfa

Kur'an-ı Kerim
1.Cüz

1.Fâtiha Suresi 1.(7)Ayet'den 2.Bakara Suresi 141.(286)Ayet'e Kadar

Kur'an-ı Kerim 1.Cuz 18.Sayfa 2.Sure Bakara Suresi Ayet 120-126

Ve len terdâ ankel yahûdu ve len nasârâ hattâ tettebia milletehum kul inne hudâllâhi huvel hudâ ve leinitteba’te ehvâehum ba’dellezî câeke minel ilmi, mâ leke minallâhi min veliyyin ve lâ nasîr(nasîrin).

Ve asla razı olmaz(lar) (Ey Muhammed s.a.v.) senden Yahudi(ler), ve Hristiyanlar da değil, olmazlar, oluncaya kadar, olmadıkça sen tâbî olursun onların dîni(ne). De, söyle (ki): "Muhakkak ki, hiç şüphesiz Allah'ın hidayeti, Allah'a ulaşmak (işte) o, hidayettir." Ve eğer gerçekten olursa sen tâbî oldun onların nefslerinin istekleri(ne), hevaları(na) sonra ki o sana geldi (ilimden) bir ilim, senin için yoktur Allah'tan (dostlardan) bir dost, ve yardımcı yoktur, olmaz.

Ellezîne âteynâhumul kitâbe yetlûnehu hakka tilâvetih(tilâvetihî) ulâike yu’minûne bih(bihî), ve men yekfur bihî fe ulâike humul hâsirûn(hâsirûne).

O kimseler, onlar (nebîler, ve resûller) biz onlara verdik kitap onu tilâvet ederler, okuyup açıklarlar hak, gerçek, bihakkın, tam gerektiği gibi onun tilâveti, okunup açıklanması. İşte onlar îmân ederler onu, ona (kitaba). Ve kim inkâr eder (ise) onu, ona (kitabı) o takdirde, artık işte onlar (evet) onlar hüsrana uğrayanlardır (nefslerini hüsrana düşürenlerdir).

Yâ benî isrâîlezkurû ni’metiyelletî en’amtu aleykum ve ennî faddaltukum alel âlemîn(âlemîne).

Ey İsrailoğulları! Zikredin, hatırlayın ni'metim(i) ben ni'metlendirdim (en'am ettim ya) sizi, size. Ve muhakkak ki ben, şüphesiz ben sizi üstün kıldım âlemler üzerine.

Vettekû yevmen lâ teczî nefsun an nefsin şey’en ve lâ yukbelu minhâ adlun ve lâ tenfeuhâ şefâatun ve lâ hum yunsarûn(yunsarûne).

Ve sakının (öyle bir) gün(den), (ve o gün) ödenmeyecek, ödenmez bir kimseden bir kimseye bir şey, ve kabul edilmeyecek, kabul edilmez ondan bir bedel, bir fidye, ve ona menfeat, fayda vermeyecek şefaat, himaye, yardım, ve onlar yardım olunmazlar.

Ve izibtelâ ibrâhîme rabbuhu bi kelimâtin fe etemmehun(etemmehunne), kâle innî câiluke lin nâsi imâmâ(imâmen), kâle ve min zurriyyetî kâle lâ yenâlu ahdiz zâlimîn(zâlimîne).

Ve imtihan etmişti İbrâhîm(i) onun Rabbi kelimeler ile. O zaman onları (imtihan kelimeleri) tamamladı. (Ve) Dedi (ki Allah): "Muhakkak ki ben (ben seni kılanım) ben seni kılacağım insanlar için, insanlara imam, önder." (O da) Dedi (ki İbrâhîm a.s) "Ve benim zürriyetimden, soyumdan (da imamlar kıl)." (Ve de) Dedi (ki Allah): "Nail olmaz, ulaşamaz benim ahdim(e) (imamlık ve önderlik rahmetime, senin soyundan olan) zalimler."

Ve iz cealnâl beyte mesâbeten lin nâsi ve emnâ(emnen), vettehizû min makâmı ibrâhîme musallâ(musallen) ve ahidnâ ilâ ibrâhîme ve ismâîle en tahhirâ beytiye lit tâifîne vel âkifîne ver rukkais sucûd(sucûdi).

Ve olmuştu biz kıldık (beyt'i) ev(i), yer(i) (Kâbe'yi) sevap yeri insanlar için, ve emniyetli (bir yer). Ve edinin (makamdan) bir makam İbrâhîm(in) namaz yeri. Ve ahd ettik İbrâhîm (a.s)'e, ve İsmail (a.s)'e: "Temizlemek (beytim'i) evim(i) tavaf edenler için (âkifler için, ibadet için kalanlar), ve devamlı ibadet edenler, itikâfta, ve rükû edenler, secde edenler (için)."

Ve iz kâle ibrâhîmu rabbic’al hâzâ beleden âminen verzuk ehlehu mines semerâti men âmene minhum billâhi vel yevmil âhir(âhiri), kâle ve men kefere fe umettiuhu kalîlen summe adtarruhu ilâ azâbin nâr(nâri), ve bi’sel masîr(masîru).

Ve demişti (ki) İbrâhîm (a.s): "Rabbim kıl, yap bu belde emin, emniyetli. Ve rızıklandır onun halkı (semerâlardan) (çeşitlı ürün ve) meyvelerden, kim îmân etti onlardan Allah'a, ve sonraki gün, ahiret günü (yevmi el ahiri)." (Ve) Dedi (ki Allah): "Ve kimse, kim örttü, inkâr etti böylece, o taktirde onu metalandırırız, dünyalık veririz biraz, az. Sonra onu maruz bırakırım ateşin azabına, ve ne kötü varış yeri(dir)."

5 Eylül-18 Ekim 2014 Cuma-Cumartesi

YK-44(Yunus Katı-Malatya)

17.Sayfa

Kur'an-ı Kerim
1.Cüz

1.Fâtiha Suresi 1.(7)Ayet'den 2.Bakara Suresi 141.(286)Ayet'e Kadar

Kur'an-ı Kerim 1.Cuz 17.Sayfa 2.Sure Bakara Suresi Ayet 113-119َ

Ve kâletil yahûdu leysetin nasârâ alâ şey’(şey’in) ve kâletin nasârâ leysetil yahûdu alâ şey’in ve hum yetlûnel kitâb(kitâbe), kezâlike kâlellezine lâ ya’lemûne misle kavlihim, fallâhu yahkumu beynehum yevmel kıyâmeti fîmâ kânû fîhi yahtelifûn(yahtelifûne).

Ve dedi (ki) Yahudiler: "Değil(dir) Hristiyanlar üzerine bir şey (hak bir dîn)." Ve dedi (ki) Hristiyanlar: "Değil(dir) Yahudiler üzerine bir şey (hak bir dîn).” Ve onlar (Yahudiler ve Hristiyanlar) okuyorlar (tilâvet ediyorlar) Kitap(ı). Bunun gibi dedi onlar bilmiyorlar, benzer, gibi onların sözleri. O zaman, böylece Allah hükmedecek, hüküm verecektir onların araları kıyâmet günü, o şey hakkında oldular, idiler onun hakkında ihtilâf ediyorlar, ayrılığa düşüyorlar.

Ve men azlemu mimmen menea mesâcidallâhi en yuzkere fîhesmuhu ve seâ fî harâbihâ ulâike mâ kâne lehum en yedhulûhâ illâ hâifîn(hâifîne) lehum fîd dunyâ hızyun ve lehum fîl âhireti azâbun azîm(azîmun).

Ve bir kimse, kişi daha zalim ondan men etti, engelledi mescidler(inde) Allah(ın) zikredilme(sini)k orada (mescidlerde) O'nun ismi, ve gayret etti, çalıştı onun (mescidlerin) harap olması için? İşte onlar olmadı onlar için oraya (mescidlere) girmeleri ancak, hariç, den başka korkanlar, korku içinde olanlar. Onlar için vardır dünyada rezillik, ve onlar için vardır ahirette (de) "azap azîm, büyük."

Ve lillâhil meşriku vel magribu fe eynemâ tuvellû fe semme vechullâh(vechullâhi) innallâhe vâsiun alîm(alîmun).

Ve Allah içindir, Allah'ındır şark, doğu (da), ve garb, batı (da). Artık hangi, herhangi, tarafa dönersiniz, o zaman, artık orada(dır) Allah'ın Zat'ı (Vechi). Muhakkak ki Allah (Vâsi'dir) vasi olan(dır), kuşatan(dır), (Alîm'dir) hakkıyla bilen(dir), en iyi bilen(dir).

Ve kâlûttehazellâhu veleden, subhâneh(subhânehu), bel lehu mâ fîs semâvâti vel ard(ardı), kullun lehu kânitûn(kânitûne).

Ve dediler (ki): "Edindi Allah çocuk." O (bundan) sübhandır, münezzehtir (berîdir). Hayır, bilâkis O'nun içindir, O'nundur semalardaki, göklerdeki şeyler, ve arz(daki), yeryüzü(ndeki), yer(deki). Hepsi O'na (Allah'a) kanitun olanlar(dır), saygı ile huzurda (duranlardır).

Bedîus semâvâti vel ard(ardı), ve izâ kadâ emren fe innemâ yekûlu lehu kun fe yekûn(yekûnu).

(Bedî olan) Eşsiz, örneksiz herşeyin ilkini yaratan, yaratıcı semalar(ı), gökler(i), ve arz(ı), yeryüzü(nü). Ve o zaman, olduğu zaman oldu (kadâ) emir, iş o zaman sadece söyler (ki) ona: "Ol!" O zaman, böylece (o şey) olur. 

Ve kâlellezîne lâ ya’lemûne lev lâ yukellimunâllâhu ev te’tînâ âyeh(âyetun), kezâlike kâlellezîne min kablihim misle kavlihim, teşâbehet kulûbuhum, kad beyyennal âyâti li kavmin yûkınûn(yûkınûne).

Ve dedi (ki) o kimseler, onlar bilmiyorlar(dı) "Olsa, olmaz mıydı, olsaydı ya bizimle konuşur Allah" veya "Bize gelir (mi) bir âyet, delil, mucize?" İşte böyle, bunun gibi dedi o kimseler, onlar, onlardan önce gibi, misal, örnek, benzer onların sözleri(ne) benzedi. Onların kalpleri (bir) oldu. Beyan ettik, biz açıkladık âyetler(imizi) bir kavim için, bir kavme, bir topluluğa kesin olarak görenler ve bilenler, yakîn hasıl edenler (kalp gözüyle Allah'ın gösterdiklerini görüp, kalp kulağıyla Allah'ın gösterdiği şeyler hakkında verdiği bilgiyi işiten ve idrak eden ve bu bilginin hangi Kur'ân-ı Kerim âyetlerine dayandığını Allah'tan öğrenerek, seviyelerine göre sırasıyla İlm'el yakîn, Ayn'el yakîn ve Hakk'ul yakîn sahibi olan kişiler).

İnnâ erselnâke bil hakkı beşîren ve nezîren, ve lâ tus’elu an ashâbil cahîm(cahîmi).

Muhakkak ki biz, hiç şüphesiz biz (Ey Muhammed s.a.v.) seni gönderdik hak ile müjdeleyici olarak, ve uyarıcı olarak. Ve sana sorulmaz (Ashâbı el cahîmi'den) cehennem ehlinden, cehennem halkından (sen cehenneme gideceklerden sorumlu tutulmazsın ).

5 Eylül-18 Ekim 2014 Cuma-Cumartesi

YK-44(Yunus Katı-Malatya)

16.Sayfa

Kur'an-ı Kerim
1.Cüz

1.Fâtiha Suresi 1.(7)Ayet'den 2.Bakara Suresi 141.(286)Ayet'e Kadar

Kur'an-ı Kerim 1.Cuz 16.Sayfa 2.Sure Bakara Suresi Ayet 106-112

Mâ nensah min âyetin ev nunsihâ ne’ti bi hayrin minhâ ev mislihâ e lem ta’lem ennallâhe alâ kulli şey’in kadîr(kadîrun).

Ne, şey, bir şey kaldırırız 'neshedersek' (kaldırırsak ve değiştirirsek) bir âyet (âyetten), veya onu unuttururuz, getiririz hayırlı olanı, daha hayırlısını ondan, veya onun mislini. Bilmiyor musun muhakkak ki Allah herşeye kaadir olan, gücü yeten (olduğunu)?

E lem ta’lem ennellâhe lehu mulkus semâvâti vel ard(ardı), ve mâ lekum min dûnillâhi min veliyyin ve lâ nasîr(nasîrin).

Mi bilmiyorsun olduğunu Allah(a) O'na ait, O'nun mülk(üdür) semalar, gökler, ve arz, yeryüzü? Ve yoktur, değildildir sizin için, size başka Allah'dan bir dost (dostlardan), ve bir yardımcı (da) yoktur.

Em turîdûne en tes’elû resûlekum kemâ suile mûsâ min kabl(kablu), ve men yetebeddelil kufra bil îmâni fe kad dalle sevâes sebîl(sebîli).

Veya, yoksa istiyorsunuz sorguya çekmek, sual etmek sizin resûlünüz(ü), gibi soruldu(ğu) Musa "(a.s)'a" daha önceden, daha önce? Ve kim değiştirir(se) küfür(ü) îmân ile, artık, böylece, bu sebeple olmuştur saptı (sapmış) müsavi, eşit, düzgün, doğru yol (Sıratı Mustakîm'den) (Allah'a ulaştıran yoldan).

Vedde kesîrun min ehlil kitâbi lev yeruddûnekum min ba’di îmânikum kuffârâ(kuffâran), haseden min indi enfusihim min ba’di mâ tebeyyene lehumul hakk(hakku), fa’fû vasfehû hattâ ye’tiyallâhu bi emrih(emrihî), innallâhe alâ kulli şey’in kadîr(kadîrun).

Sevdi, diledi, istedi, arzu etti kitap ehlinden, kitap sahiplerinden keşke sizi döndürseler, döndürebilseler sonradan, sonra sizin îmânınız(ı) küfür(e) (fıska düşürmeyi), haset, çekememezlik yanından onların nefsleri, sonradan, daha sonradan şey beyan oldu, açıklandı onlar için, onlara hak, gerçek. O zaman affedin, ve hoşgörün gelinceye kadar Allah(ın) O'nun (bu husustaki) emri. Muhakkak (ki) Allah herşeye kaadir(dir), gücü yeten(dir).

Ve ekîmus salâte ve âtûz zekât(zekâte), ve mâ tukaddimû li enfusikum min hayrin tecidûhu indallâh(indallâhi) innallâhe bi mâ ta’melûne basîr(basîrun).

Ve gereği üzere yerine getirin, kılın namaz(ı), ve verin zekât(ı). Ve takdim ettiğiniz, sunduğunuz şey nefsleriniz için, kendiniz için hayırdan, onu bulursunuz Allah'ın katı(nda). Muhakkak ki Allah şeyi yapıyorsunuz (yapkıklarınızı, amellerinizi) en iyi gören(dir). 

Ve kâlû len yedhulel cennete illâ men kâne hûden ev nasâr(nasârâ), tilke emâniyyuhum kul hâtû burhânekum in kuntum sâdikîn(sâdikîne).

Ve dediler (ki): "Asla giremez cennet(e) ancak, sadece, den başka kimse, kişi oldu Yahudi, veya Hristiyan." Bu onların emaniyyesi(dir), zan ve kuruntusu(dur). De, söyle: "Getirin sizin delilinizi, kanıtınızı eğer siz iseniz sadıklar, doğrular."

Belâ men esleme vechehu lillâhi ve huve muhsinun fe lehû ecruhu inde rabbihî, ve lâ havfun aleyhim ve lâ hum yahzenûn(yahzenûne).

Hayır, bilâkis, öyle değil, kimse, kişi teslim etti vechini, fizik vücudunu Allah'a, ve o muhsin(dir), ahsen olan(dır). Artık, o zaman onun (evet) onun karşılığı, ecri, ücreti, mükâfatı onun Rabbi katında(dır), yanında(dır). Ve korku yoktur onlara, ve onlar mahzun (da) olmazlar.

5 Eylül-18 Ekim 2014 Cuma-Cumartesi

YK-44(Yunus Katı-Malatya)

15.Sayfa

Kur'an-ı Kerim
1.Cüz

1.Fâtiha Suresi 1.(7)Ayet'den 2.Bakara Suresi 141.(286)Ayet'e Kadar

Kur'an-ı Kerim 1.Cuz 15.Sayfa 2.Sure Bakara Suresi Ayet 102-105

Vettebeû mâ tetlûş şeyâtînu alâ mulki suleymân(suleymâne) ve mâ kefere suleymânu ve lâkinneş şeyâtîne keferû yuallimûnen nâses sihrâ, ve mâ unzile alel melekeyni bi bâbile hârûte ve mârût(mârûte), ve mâ yuallimâni min ehadin hattâ yekûlâ innemâ nahnu fitnetun fe lâ tekfur fe yeteallemûne minhumâ mâ yuferrikûne bihî beynel mer’i ve zevcih(zevcihî), ve mâ hum bi dârrîne bihî min ehadin illâ bi iznillâh(iznillâhi), ve yeteallemûne mâ yadurruhum ve lâ yenfeuhum ve lekad alimû le menişterâhu mâ lehu fîl âhireti min halâkın, ve le bi’se mâ şerev bihî enfusehum lev kânû ya’lemûn(ya’lemûne).

Ve tâbi oldular, uydular okunan şeye (tilavet ettiği) şeytanlar(ın), mülküne, hükümdarlığına Süleyman (a.s'ın). Ve inkâr etmedi, örtmedi, kâfir olmadı (ve sihir yapmadı) Süleyman (a.s). Ve lâkin, fakat şeytanlar inkâr ettiler, örttüler, kâfir oldular, (çünkü) öğretiyorlar(dı) insanlar(a) sihir, büyü, ve indirilen şey(e) iki meleğe Babiil'de, Babil (şehri'ndeki) Harut ve Marut(tu) (iki meleğin isimleri). Ve o ikisi öğretmiyorlar(dı) bir kimse olmadıkça (ikisi) söylüyorlar, "Ama, fakat, sadece biz bir fitne(yiz), bir imtihan(ız). O zaman, öyleyse, o halde (sakın sihir ilmini öğrenerek) inkâr etmeyin, örtmeyin, kâfir olmayın." O zaman, bundan sonra, fakat öğreniyorlar onlardan (o ikisinden) şey ayırıyorlar, ayırırlar onunla arası(nı) erkek, ve onun eşi (karısı'nın) ve değildir, olmadı onlar zarar verici onunla (sihirle) bir kimseden başka, olmaksızın, olmadan izniyle Allah(ın). Ve öğreniyorlar onlar zarar veren şeyler ve onlara fayda veren şeyler. Ve andolsun ki bildiler, öğrendiler elbette onu (sihri ve sihir'e ait bilgileri) satın alan kimseler onun için yoktur ahirette nasipten bir pay, bir nasip(leri). Ve elbette kötü satın aldıkları şey onlar nefslerini, kendi kendilerini şâyet, keşke ..... olsalardı bilirler(di), biliyorlar(dı). َ

Ve lev ennehum âmenû vettekav le mesûbetun min indillâhi hayr(hayrun), lev kânû ya’lemûn(ya’lemûne).

Ve şâyet, eğer onların olması âmenû oldular(Allah'a ulaşmayı dilediler), îmân ettiler, ve takva sahibi oldular, mutlaka, elbette (kendilerine verilecek) sevap Allah'ın katından, hayırlı (olurdu) eğer olsalardı biliyorlar.

Yâ eyyuhâllezîne âmenû lâ tekûlû râinâ ve kûlûnzurnâ vesmeû ve lil kâfirîne azâbun elîm(elîmun).

Ey o kimseler, onlar âmenû oldular (Allah'a ulaşmayı dilediler), îmân ettiler! Söylemeyin, demeyin "'Raina' bizi gözet (yahudi lisanında "ey ahmak" anlamında)." Ve söyleyin, deyin "'Unzurna' bize bak." Ve (Allah'ın hükmünü) dinleyin (işitin). Ve kâfirlere (vardır) "azap elîm, acıklı."

Mâ yeveddullezîne keferû min ehlil kitâbi ve lel muşrikîne en yunezzele aleykum min hayrin min rabbikum vallâhu yahtassu bi rahmetihî men yeşâu, vallâhu zul fadlil azîm(azîmi).

Ne, şey, bir şey sevmezler, istemezler inkâr edenler kitap ehlinden, kitap sahiplerinden, ve müşrikler değil, olmaz, indirilmek, indirilmesi sizin üzerinize, size hayırdan bir şey, bir hayır Rabbinizden. Ve Allah tahsis eder (ihsan eder) kendi Rahmetini dilediği kişi(ye). Ve Allah sahip(idir) "fazl azîm, büyük."

5 Eylül-18 Ekim 2014 Cuma-Cumartesi

YK-44(Yunus Katı-Malatya)

14.Sayfa

Kur'an-ı Kerim
1.Cüz

1.Fâtiha Suresi 1.(7)Ayet'den 2.Bakara Suresi 141.(286)Ayet'e Kadar

Kur'an-ı Kerim 1.Cuz 14.Sayfa 2.Sure Bakara Suresi Ayet 94-101

Kul in kânet lekumud dârul âhiretu indallâhi hâlisaten min dûnin nâsi fe temennevûl mevte in kuntum sâdikîn(sâdikîne).

De, söyle (ki): "Eğer ise sizin için, sizin ahiret yurdu Allah'ın katı(ndaki) halis, özel diğer insanlardan başka, o zaman temenni edin ölüm(ü) eğer siz iseniz (sözünüzde) sadıklar, doğruyu söyleyenler!"

Ve len yetemennevhu ebeden bimâ kaddemet eydîhim vallâhu alîmun biz zâlimîn(zâlimîne).

Ve asla onu (ölümü) temenni etmezler, sonsuza kadar, ebediyyen şey ile, sebebiyle takdim ettikleri onların elleri, elleri (ile işledikleri günahlar). Ve Allah, en iyi bilen(dir) zalimleri. 

Ve le tecidennehum ahrasan nâsi alâ hayâtin, ve minellezîne eşrakû yeveddu ehaduhum lev yuammeru elfe seneh(senetin), ve mâ huve bi muzahzihıhî minel azâbi en yuammer(yuammere), vallâhu basîrun bimâ ya’melûn(ya’melûne).

Ve mutlaka onları bulursun en hırslı, çok hırslı insanlar(ın) hayat üzerine, hayata karşı. Ve o kimselerden, onlardan Allah'a ortak koştular, şirk koştular, onların herbiri şâyet ömürlendirilse bin sene (yinede yaşamayı isterler). Ve o değildir onu uzaklaştırıcı azaptan, ömürlendirilmek, ömürlendirilmesi. Ve Allah hakkıyla gören(dir) şeyi (günah olanı) yapıyorlar (ya).

Kul men kâne aduvven li cibrîle fe innehu nezzelehu alâ kalbike bi iznillâhi musaddikan limâ beyne yedeyhi ve huden ve buşrâ lil mu’minîn(mu’minîne).

De (ki) kim oldu düşman Cebrail'e: "Artık muhakkak ki o (Cebrail a.s), onu (Kur'an-ı Kerim'i) indirdi üzerine, senin kalbine (Hz.Muhammed s.a.v.'in) Allah'ın izniyle, tasdik eden şeyi onun elleri arasında, onun önünde (bulunan kitapları), ve hidayet edici, hidayet eden (rehberi olan), ve müjde (olsun) mü'minler için, mü'minlere."

Men kâne aduvven lillâhi ve melâiketihî ve rusulihî ve cibrîle ve mîkâle fe innallâhe aduvvun lil kâfirîn(kâfirîne).

Kim, kimse oldu, idi düşman Allah'a ve onun melekleri(ne), ve resúlleri(ne), ve Cebrail (e), ve (de) Mikail (e), o zaman hiç şüphesiz Allah düşman(dır)  kâfirler için, kâfirlere.

Ve lekad enzelnâ ileyke âyâtin beyyinât(beyyinâtin), ve mâ yekfuru bihâ illel fâsikûn(fâsikûne).

Ve andolsun (ki) biz indirdik sana âyetler beyan edilenler, beyyineler, deliller. Ve inkâr etmezler onu ancak, sadece, den başka fasıklar, îmân ettikten sonra küfre (fıska) düşenler.

E ve kullemâ âhedû ahden nebezehu ferîkun minhum bel ekseruhum lâ yu’minûn(yu’minûne).

Mı ve her defa, her sefer, her zaman ahid yaptılar, anlaştılar, (ve) ahd(i), antlaşma(yı) onu attı(lar), bozdu(lar) (içlerinden) (bir) fırka, (bir) kısım, (bir) zümre hayır aksine, evet aksine, öyle değil? Onların çoğu mü'min olmazlar, îmân etmezler.

Ve lemmâ câehum resûlun min indillâhi musaddikun limâ meahum nebeze ferîkun minellezîne ûtûl kitâb(kitâbe), kitâballâhi verâe zuhûrihim ke ennehum lâ ya’lemûn(ya’lemûne).

Ve olduğu zaman onlara geldi(ği) bir resûl, Allah'ın katından (geleni) tasdik eden şeyi (Kitab'ı) onlarla beraber, onların yanında, attı(lar) bir fırka, bir zümre, bir kısım o kimselerden, onlarda verildiler kitap, Allah'ın Kitab'ını arka(larına) (evet) onların arkaları, arkalarına gibi, sanki onların olduğu(nu) bilmiyorlar(dı).

5 Eylül-18 Ekim 2014 Cuma-Cumartesi

YK-44(Yunus Katı-Malatya)

13.Sayfa

Kur'an-ı Kerim
1.Cüz

1.Fâtiha Suresi 1.(7)Ayet'den 2.Bakara Suresi 141.(286)Ayet'e Kadar

Kur'an-ı Kerim 1.Cuz 13.Sayfa 2.Sure Bakara Suresi Ayet 89-93

Ve lemmâ câehum kitâbun min indillâhi musaddikun limâ meahum, ve kânû min kablu yesteftihûne alellezîne keferû, fe lemmâ câehum mâ arafû keferû bihî, fe la’netullâhi alel kâfirîn(kâfirîne).

Ve olduğu zaman onlara geldi bir kitap (Kur'an'ı Kerim), (o'nu kabul etmediler), Allah'ın katından tasdik edici, tasdik eden şeyi (Tevrat'ı) onların yanında. Ve oldular, idiler önceden (Kur'an'ı Kerim gelmeden) fetih ve zafer isterler (Allah'dan), onlara karşı kâfirler (zor durumda kaldıklarında, Tevrat'ta bahsi geçen ahir zaman Peygamberi adına). Sonra da, buna rağmen olduğu zaman onlara geldi bildikleri şey (Tevrat'ta vasfı bildirilen Peygamber) inkâr ettiler onunla (o'nu, Allah'ı). Böylece, bu sebeple, bu yüzden Allah'ın lâneti üzerine(dir) kâfirler(in).

Bi’semeşterav bihî enfusehum en yekfurû bi mâ enzelallâhu bagyen en yunezzilallâhu min fadlihî alâ men yeşâu min ibâdih(ibâdihî), fe bâû bi gadabin alâ gadab(gadabin), ve lil kâfirîne azâbun muhîn(muhînun).

Ne kötü şey sattılar, satın aldılar onunla onların nefsleri, kendileri inkâr etmeleri Allah'ın indirdiği şeyle (vahye) haset ederek, azgınlık ederler indirilmesi Allah(ın) onun fazlından dilediği kimseye onun kullarından. Böylece uğradılar gazap üzerine gazap, ve kâfirlere "bir azap horlayıcı, alçaltıcı."

Ve izâ kîle lehum âminû bi mâ enzelallâhu kâlû nu’minu bi mâ unzile aleynâ ve yekfurûne bi mâ verâehu ve huvel hakku musaddikan limâ meahum kul fe lime taktulûne enbiyâallâhi min kablu in kuntum mu’minîn(mu’minîne).

Ve olduğu zaman onlara denildi: "Âmenû olun, îmân edin şeye Allah indirdi(ği)." Dediler (ki): " İnanırız şeye bize indirildi (indirilen)." Ve inkâr ediyorlar onun arkasındaki şeyi (ondan sonra geleni). Ve o hak, gerçek (ve) tasdik edici, tasdik eden şeyi onların yanında. Söyle, de (ki): "O zaman niçin öldürüyorsunuz nebîler (ini), peygamberler (ini) Allah (ın) önceden, daha önce eğer mü'minler iseniz?"

Ve lekad câekum mûsâ bil beyyinâti summettehaztumul icle min ba’dihî ve entum zâlimûn(zâlimûne).

Ve andolsun (ki), size geldi Musa (a.s) beyyinelerle, açık delillerle. Sonra siz edindiniz buzağı(yı) (ilâh) ondan sonra. Ve siz zalimlersiniz.

Ve iz ehaznâ mîsâkakum ve refa’nâ fevkakumut tûr(tûra), huzû mâ âteynâkum bi kuvvetin vesmeû kâlû semi’nâ ve aseynâ ve uşribû fî kulûbihimul icle bi kufrihim kul bi’se mâ ye’murukum bihî îmânukum in kuntum mu’minîn(mu’minîne).

Ve biz almıştık, sizin misakinizi, kesin sözünüzü ve yükselttik, kaldırdık sizin üstünüz(e) Tur Dağı(nı). Alın size verdiğimiz şey(i) (Tevrat'ı) kuvvetle ve (emirlerimizi) işitin, dinleyin (demiştik). Dediler (ki): "İşittik ve biz asi olduk, isyan ettik." Ve içirildiler, içlerine sindirildi, yerleştirildi onların kalplerinin içine, kalplerine buzağı (sevgisi) küfürleri sebebiyle. Söyle, de (ki): "Ne kötü şey size emrediyor onunla sizin îmânınız eğer mü'minler iseniz."

5 Eylül-18 Ekim 2014 Cuma-Cumartesi

YK-44(Yunus Katı-Malatya)

12.Sayfa

Kur'an-ı Kerim
1.Cüz

1.Fâtiha Suresi 1.(7)Ayet'den 2.Bakara Suresi 141.(286)Ayet'e Kadar

Kur'an-ı Kerim 1.Cuz 12.Sayfa 2.Sure Bakara Suresi Ayet 84-88

Ve iz ehaznâ mîsâkakum lâ tesfikûne dimâekum ve lâ tuhricûne enfusekum min diyârikum summe ekrartum ve entum teşhedûn(teşhedûne).

Ve olmuştu aldık sizin misakiniz (kesin sözünüz): "Dökmeyin kanlarınız(ı), ve çıkarmayın birbirinizi yurdunuzdan." Sonra siz (bunu, misakınızı) kabul ettiniz (ikrar ettiniz), ve siz (buna) şahit olursunuz, şahadet edersiniz.

Summe entum hâulâi taktulûne enfusekum ve tuhricûne ferîkan minkummin diyârihim, tezâharûne aleyhim bil ismi vel udvân(udvâni), ve in ye’tûkum usârâ tufâdûhum ve huve muharremun aleykum ihrâcuhum e fe tu’minûne bi ba’dil kitâbive tekfurûne bi ba’d(ba’dın), fe mâ cezâu men yef’alu zâlike minkum illâ hızyun fîl hayâtid dunyâ, ve yevmel kıyâmeti yureddûne ilâ eşeddil azâb(azâbi), ve mâllâhu bi gâfilin ammâ ta’melûn(ta’melûne).

Sonra siz onlar(ı) öldürüyorsunuz kendileriniz, sizin nefsleriniz, birbirinizm, ve çıkarıyorsunuz sizden bir grup(u) kendi yurtlarından, yardımlaşıyorsunuz onlara karşı günah ile, günahta, ve düşmanlık (ile). Ve eğer size gelirse esirler onları fidye karşılığı değiştirirsiniz,ve o haram kılınan, haram olan size onların çıkarılması (onların yurtlarında kalmalarına izin vermeyip), o halde îmân mı ediyorsunuz? Bir kısmı kitap (ın) ve inkâr ediyorsunuz, bir kısmı artık cezası değil, kişi, kimse yapar. İşte sizden ancak, sadece, den başka (den başka değildir) rezillik dünya hayatında. Ve kıyamet günü reddedilirler, iade edilirler, döndürülürler en şiddetlisine azap (ın). Ve değildir Allah gâfil, farkına varmayan, bilmeyen şeylerden siz yaparsınız, yapıyorsunuz.

Ulâikellezîneşteravul hayâted dunyâ bil âhireti, fe lâ yuhaffefu anhumul azâbu ve lâ hum yunsarûn(yunsarûne).

İşte o kimseler, onlar satın aldılar dünya hayatı ahiret ile. O zaman hafifletilmez onlardan azap ve onlar yardım olunmazlar.

Ve lekad âteynâ mûsâl kitâbe ve kaffeynâ min ba’dihî bir rusuli ve âteynâ îsâbne meryemel beyyinâti ve eyyednâhu bi rûhil kudus(kudusi), e fe kullemâ câekum resûlun bimâ lâ tehvâ enfusukumustekbertum, fe ferîkan kezzebtum ve ferîkan taktulûn(taktulûne).

Ve andolsun (ki), biz verdik Musa(ya) kitap, ve arkasından gönderdik, ardarda, ara vermeden ondan sonra (Musa'dan) resûlleri. Ve biz verdik Meryem oğlu İsa(ya) beyyineler, açık kanıtlar, ve biz onu destekledi Ruh'ûl Kudüs ile. Öyle mi, öyle ki her sefer, her defa size geldi resûl, elçi şey ile hoşlanmadınız, nefsleriniz kibirlendiniz. Böylece bir grup(unu), bir kısmı(nı) yalanladınız, ve bir grup, bazıları(nı) (da) öldürüyorsunuz.

Ve kâlû kulûbunâ gulf(gulfun), bel leanehumullâhu bi kufrihim fe kalîlen mâ yu’minun(yu’minûne).

Ve dediler (ki): "Bizim kalbimiz kılıflı, örtülü." Hayır, bilâkis Allah onları lânetledi onların küfürleri, inkârları sebebi ile. O zaman, bu yüzden ne kadar az, pek az îmân ediyorlar.

5 Eylül-18 Ekim 2014 Cuma-Cumartesi

YK-44(Yunus Katı-Malatya)

11.Sayfa

Kur'an-ı Kerim
1.Cüz

1.Fâtiha Suresi 1.(7)Ayet'den 2.Bakara Suresi 141.(286)Ayet'e Kadar

Kur'an-ı Kerim 1.Cuz 11.Sayfa 2.Sure Bakara Suresi Ayet 77-83

E ve lâ ya’lemûne ennallâhe ya’lemu mâ yusirrûne ve mâ yu’linûn(yu’linûne).

Mı ve bilmiyorlar olduğunu "Allah bilir" sır olan, saklanan şeyler ve alenî olan, açıklanan şeyler?

Ve minhum ummiyyûne lâ ya’lemûnel kitâbe illâ emâniyye ve in hum illâ yezunnûn(yezunnûne).

Ve onlardan (onların bir kısmı) ümmîler (dir), okuma yazma bilmeyenler (dir). Bilmezler kitabı (Allah'ın kitabı'nı). Ancak, den başka emaniyye, kişilerin kendilerinin yazdığı kitaplar, zan, temenni etmeleri (dir). Ve onlar sadece zannederler.

Fe veylun lillezîne yektubûnel kitâbe bi eydîhim summe yekûlûne hâzâ min indillâhi li yeşterû bihî semenen kalîlâ(kalîlen), fe veylun lehum mimmâ ketebet eydîhim ve veylun lehum mimmâ yeksibûn(yeksibûne).

Artık yazıklar olsun, vay haline o kimselere, onlara yazarlar kitap (ı) elleriyle (emaniye bilgiler içeren)! Sonra derler: "Bu Allah'ın katından (dır)” satmak için onu (bu yazdıklarını) bedel, ücret az (bir). Artık yazıklar olsun, vay haline onlara şey(ler)den yazdı(kları) onların elleri (ile), kendi elleri (ile). Ve yazıklar olsun, vay haline onlara şey(ler)den iktisap ediyorlar, kazanıyorlar.

Ve kâlû len temessenen nâru illâ eyyâmen ma’dûdeh(ma’dûdete), kul ettehaztum indallâhi ahden fe len yuhlifallâhu ahdehu(ahdehû) em tekûlûne alâllâhi mâ lâ ta’lemûn(ta’lemûne).

Ve dediler (emaniyeye tâbî olanlar): "Bize dokunmaz ateş sadece, den başka günler ma'dûd, adetli, sayılı (günahlarımız kadar yanıp cennete gireceğiz).” De (ki), söyle (ki): "Siz edindiniz mi Allah'ın katı (nda) bir ahd, kesin söz?'' O zaman (Eğer böyle bir ahd almışsanız) asla değiştirilmez Allah (ın) onun ahdi, ahdini. Veya, yoksa söylüyorsunuz Allah'a bilmediğiniz bir şey (i)?

Belâ men kesebe seyyieten ve ehâtat bihî hatîetuhu fe ulâike ashâbun nâr(nâri), hum fîhâ hâlidûn(hâlidûne).

Bilâkis, hayır, öyle değil (sandığınız gibi değil), kimse, kazandı günah ve kuşattı onu onun hataları artık işte onlar ateş halkı (dırlar), (ve) onlar orada devamlı kalacak olanlardır.

Vellezîne âmenû ve amilûs sâlihâti ulâike ashâbul cenneh(cenneti), hum fîhâ hâlidûn(hâlidûne).

Ve o kimseler, onlar âmenû oldular (Allah'a ulaşmayı dileyenler), îmân ettiler, ve ıslâh edici amel (nefs tezkiyesi) yaptılar, işte onlar, cennet halkı(dırlar), ehlidirler. (Ve) Onlar orada (cennette) devamlı kalacak olanlardır.

Ve iz ehaznâ mîsâka benî isrâîle lâ ta’budûne illâllâhe ve bil vâlideyni ihsânen ve zil kurbâvel yetâmâ vel mesâkîni ve kûlû lin nâsi husnen ve ekîmûs salâte ve âtûz zekât(zekâte), summe tevelleytum illâ kalîlen minkum ve entum mu’ridûn(mu’ridûne).

Ve biz almıştık misak, yemin, kesin söz İsrailoğulları (ndan): "Kul olmayın Allah'tan başka (sına), ve ana-babaya ihsanda bulunmak, iyi davranmak, ve sahip yakınlar, akrabalar, hısımlar, ve yetimler, ve miskinler, çalışamaz durumdaki ihtiyarlar, ve söyleyin, deyin insanlar için, insanlara güzel, iyi, ve namazı ikame edin, gereği üzere kılın, ve zekât(ı) verin." Sonra siz yüz çevirdiniz ancak, hariç, den başka (pek) az(ınız) sizden (misakınızdan geri döndünüz). Ve siz yüz çevirenler (siniz).

5 Eylül-18 Ekim 2014 Cuma-Cumartesi

YK-44(Yunus Katı-Malatya)

10.Sayfa

Kur'an-ı Kerim
1.Cüz

1.Fâtiha Suresi 1.(7)Ayet'den 2.Bakara Suresi 141.(286)Ayet'e Kadar

Kur'an-ı Kerim 1.Cuz 10.Sayfa 2.Sure Bakara Suresi Ayet 70-76

Kâlûd’u lenâ rabbeke yubeyyin lenâ mâ hiye, innel bakara teşâbehe aleynâ, ve innâ in şâallâhu le muhtedûn(muhtedûne).

(Onlar) Dediler (ki): "Dua et bizim için Rabbine açıklasın bize ne, nasıl (inek). Muhakkak ki bu inek teşbih edildi, benzetmesi yapıldı (belli oldu) bize. Ve muhakkak biz, hiç şüphesiz biz (kesilmesi emrolunan ineğe) Allah dilerse elbette hidayete erenler, ulaşanlar (oluruz)."

Kâle innehu yekûlu innehâ bakaratun lâ zelûlun tusîrul arda ve lâ teskıl hars(harse), musellemetun lâ şiyete fîhâ kâlûl’âne ci’te bil hakk(hakkı), fe zebehûhâ ve mâ kâdû yef’alûn(yef’alûne).

(Musa a.s) Dedi (ki): “Muhakkak ki o, hiç şüphesiz o (Allah), diyor, söylüyor, bir inek zelil degil, boyunduruk altına. Toprağı sürer arazi, yer, toprak ve sulamaz ekin (tarla) salınmış(tır), serbest bırakılmış (tır), (ve) leke (de) yoktur onda." Dediler (ki): "(İşte) Şimdi geldin hak ile, gerçekle (tam tarifini yaptın).” Böylece, bunun üzerine onu (o vasıfta olan ineği bulup) boğazladılar, kestiler. Ve neredeyse (bunu) yapmayacaklardı.

Ve iz kateltum nefsen feddâre’tum fîhâ vallâhu muhricun mâ kuntum tektumûn(tektumûne).

Ve (siz) öldürmüştünüz bir nefs, bir kişi sonra da (katilini saklayarak) başınızdan savdınız onun hakkında (ki), o konuda (ki) (suçu). Ve Allah (açığa} çıkaran (dır) sizin gizlemiş olduğunuz şeyi.

Fe kulnâdribûhu bi ba’dıhâ kezâlike yuhyîllâhul mevtâ ve yurîkum âyâtihî leallekum ta’kılûn(ta’kılûne).

O zaman biz dedik (ki): "Ona (öldürülen adama) vurun onun (ineğin) bir kısmı ile." (O zaman ölen kişi dirilip katilini söyledi). İşte böylece, bunun gibi Allah diriltir ölü (yü), ve size gösterir onun (Allah'ın, kendi) âyetleri (ni), mucizeleri (ni) (kudretini). Umulur ki böylece siz akıl edersiniz.

Summe kaset kulûbukum min ba’di zâlike fe hiye kel hıcâreti ev eşeddu kasveh(kasveten), ve inne minel hıcâreti lemâ yetefecceru minhul enhâr(enhâru), ve inne minhâ lemâ yeşşakkaku fe yahrucu minhul mâu, ve inne minhâ lemâyehbitu min haşyetillâh(haşyetillâhi), ve mâllâhu bi gâfilin ammâ ta’melûn(ta’melûne).

Sonra, kasiyet bağladı (katılaştı ve karardı) sizin kalpleriniz (gene) sonradan,sonra (bu mucizenin arkasından), işte bu artık, öyle ki o gibi taşlar veya daha şiddetli kasvetli, katılaşmış. Ve hiç şüphesiz, muhakkak taşlardan olduğu zaman, öyle ki, fakat (hatta) çıkar, fışkırır (kaynar) ondan nehirler, ırmaklar. Ve muhakkak ondan olduğu zaman, öyle ki, fakat (hatta) yarılır o zaman, böylece çıkar ondan su. Ve muhakkak ondan olduğu zaman, öyle ki, c  (hatta düşer (aşağı yuvarlanır) haşyet duygusundan, korkusundan Allah(ın). Ve Allah değildir gâfil, gaflette, habersiz onlardan (o şeylerden) yaptıklarınız şeylerden.

E fe tatmeûne en yu’minû lekum ve kad kâne ferîkun minhum yesmeûne kelâmallâhi summe yuharrifûnehu min ba’di mâ akalûhu ve hum ya’lemûn(ya’lemûne).

(Ey mü'minler)! (Hâlâ) Umuyor musunuz inanmaları (nı) size? Ve olmuştu bir fırka, bir grup onlardan işitirler kelâm, söz Allah (ın), sonra onu tahrif ederler, değiştirirler sonradan, ondan sonra şey onu akıl ettiler, onu anladılar, ve onlar (bunu) biliyorlar (dı da).

Ve izâ lekûllezîne âmenû kâlû âmennâ, ve izâ halâ ba’duhum ilâ ba’din kâlû e tuhaddisûnehum bi mâ fetehallâhu aleykum li yuhâccûkum bihî inde rabbikum e fe lâ ta’kılûn(ta’kılûne).

Ve olduğu zaman mülâki oldular, karşılaştılar o kimseler, onlar âmenû oldular, îmân ettiler. Dediler: "Biz âmenû olduk, îmân ettik." Ve yalnız kaldıkları zaman onların bazıları diğerlerine, birbirlerine dediler: "Onlara anlatıyor musunuz (haber mi veriyor sunuz) o şeyi, onu açtı Allah (ın) size (Resûlallah hakkında bildirdiklerini), için, olsun diye "size (hüccet) delil gösteriyorlar" onunla, onu Rabbinizin katında hâlâ akıl etmiyor musunuz?

5 Eylül-18 Ekim 2014 Cuma-Cumartesi

YK-44(Yunus Katı-Malatya)

9.Sayfa

Kur'an-ı Kerim
1.Cüz

1.Fâtiha Suresi 1.(7)Ayet'den 2.Bakara Suresi 141.(286)Ayet'e Kadar

Kur'an-ı Kerim 1.Cuz 9.Sayfa 2.Sure Bakara Suresi Ayet 62-69

İnnellezîne âmenû vellezîne hâdû ven nasârâ ves sâbiîne men âmene billâhi vel yevmil âhiri ve amile sâlihan fe lehum ecruhum inde rabbihim, ve lâ havfun aleyhim ve lâ hum yahzenûn(yahzenûne).

Muhakkak ki, hiç şüphesiz onlar âmenû oldular (Allah'a ulaşmayı dilediler) ve o kimseler, onlar yahudiler ve hristiyanlar ve meleklere veya yıldızlara tapanlar (sabii olanlar) kim, kimse(ler), âmenû oldu (Allah'a ulaşmayı diledi), îmân etti, inandı Allah'a ve son gün, ve sonraki gün, ruhun Allah'a ulaşma günü ve salih amel, ıslâh edici (nefsi tezkiye edici) amel yaptı artık, böylece onlar için, onların ecirleri, mükâfatları yanında, katında (dır) onların Rabbi, Rab'leri. Ve korku yoktur onlara ve onlar mahzun (da) olmazlar.

Ve iz ehaznâ mîsâkakum ve refa’nâ fevkakumut tûr(tûra) huzû mâ ateynâkum bi kuvvetin vezkurû mâ fîhi leallekum tettekûn(tettekûne).

Ve olmuştu, olduğu zaman almıştık sizin misakleriniz, yeminleriniz ve biz yükselttik, kaldırdık sizin üstünüze Tur'u (Tur Dağı'nı). Alın, sarılın, kendinize maledin size verdiğimiz şeyleri kuvvetle ve hatırlayın şey(ler)i onun içinde (olan). Umulur ki siz, böylece siz takva sahibi olursunuz.

Summe tevelleytum min ba’di zâlik(zâlike), fe lev lâ fadlullâhi aleykum ve rahmetuhu le kuntum minel hâsirîn(hâsirîne).

Sonra siz döndünüz (misâkın)den bundan sonra. İşte, artık, böylece eğer olmasaydı Allah'ın fazlı size, sizin üzerinize ve onun rahmeti. Elbette siz oldunuz hüsrana düşenlerden, hüsranda olanlardan.

Ve lekad alimtumullezîne’tedev minkum fîs sebti fe kulnâ lehum kûnû kıradeten hâsiîn(hasiîne).

Ve andolsun siz bildiniz o kimseler, onlar hakka tecavüz ettiler, haddi aştılar sizden cumartesi gününde. Artık, böylece, bunun üzerine biz dedik onlara: "Olun maymun (lar) zelil, hakir, kovulmuş olanlar."

Fe cealnâhâ nekâlen li mâ beyne yedeyhâ ve mâ halfehâ ve mev’ızaten lil muttakîn(muttakîne).

Artık, böyle biz onu (bu cezayı) kıldık nakledilecek olay, ibret şey(ler) için, kimseler için arasında onun elleri (onun önündeki) ve şey(ler), kimseler onun arkasında ve vaaz, öğüt, nasihat takva sahipleri için.

Ve iz kâle mûsâ li kavmihî innallâhe ye’murukum en tezbehû bakarah(bakaraten), kâlû e tettehızunâ huzuvâ(huzuven), kâle eûzu billâhi en ekûne minel câhilîn(câhilîne).

Ve olmuştu, olduğu zaman dedi (ki) Musa (a.s) onun kavmine, kendi kavmine: "Muhakkak ki, hiç şüphesiz Allah size emrediyor kesmenizi bir inek." (Onlar) Dediler (ki): "Mi bizi ediniyorsun alay konusu?" (Musa a.s) Dedi (ki): "Ben sığınırım Allah'a olmak (benim olmam) cahillerden."

Kâlûd’u lenâ rabbeke yubeyyin lenâ mâ hiy(hiye), kâle innehu yekûlu innehâ bakaratun lâ fâridun ve lâ bikr(bikrun), avânun beyne zâlik(zalike) fef’alû mâ tu’merûn(tu’merune).

(Onlar) Dediler (ki): “Dua et bize, bizim için senin Rabbin açıklasın bize ne, nasıl o(inek'in).” (Musa a.s) Dedi (ki): “Muhakkak ki o, şüphesiz o (Allah) diyor, söylüyor muhakkak ki o, şüphesiz o (inek) bir inek yaşlı olmayan ve çok genç olmayan orta yaşta bu (ikisi) arasında. Artık, böylece yapın şey(i) emrolununuz."

Kâlûd’u lenâ rabbeke yubeyyin lenâ mâ levnuhâ, kâle innehu yekûlu innehâ bakaratun safrâu, fâkiun levnuhâ tesurrun nâzırîn(nâzirîne).

(Onlar) Dediler (ki): “Dua et bize, bizim için senin Rabbin açıklasın bize ne, nasıl onun rengi (inek'in)." (Musa a.s) Dedi ki: “Muhakkak ki o, şüphesiz o (Allah) diyor, söylüyor muhakkak ki o, şüphesiz o (inek) sarı bir inek, parlak, canlı onun rengi sürur, ferahlık, huzur verir (hoşa gider) nazar edenler, görenler, bakanlar."

5 Eylül-18 Ekim 2014 Cuma-Cumartesi

YK-44(Yunus Katı-Malatya)

8.Sayfa

Kur'an-ı Kerim
1.Cüz

1.Fâtiha Suresi 1.(7)Ayet'den 2.Bakara Suresi 141.(286)Ayet'e Kadar

Kur'an-ı Kerim 1.Cuz 8.Sayfa 2.Sure Bakara Suresi Ayet 58-61

Ve iz kulnâdhulû hâzihil karyete fe kulû minhâ haysu şi’tum ragaden vedhulûl bâbe succeden ve kûlû hıttatun nagfir lekum hatâyâkum ve senezîdul muhsinîn(muhsinîne).

Ve olmuştu, olduğu zaman dedik (ki): "Girin bu karye'ye (kasabadan küçük yerleşim birimi), artık, böylece yeyin ondan, oradan (ni'metlerimden) yer (mekân) dilediniz bol bol. Ve girin kapı(dan) secde ederek ve deyin, söyleyin "hıtta" (günahlarımızın bağışlanmasını diliyoruz). Biz bağışlarız, biz bağışlayalım sizin için, size sizin hatalarınızı. Ve arttıracağız muhsinler, ahsen olanlar (fizik vücudunu teslim edenler) (için ni'metlerimizi)."

Fe beddelellezîne zalemû kavlen gayrellezî kîle lehum fe enzelnâ alellezîne zalemû riczen mines semâi bimâ kânû yefsukûn(yefsukûne).

O zaman, fakat, sonra değiştirdi o kimseler, onlar zulmettiler, söz başka ki o söylendi onlara. O zaman, bunun üzerine biz indirdik üzerine o kimseler, onlar zulmettiler korkunç azaptan, habis azaptan. Sema, gök sebebiyle, dolayısıyla oldular fıska düşüyorlardı, îmândan sonra küfre düşüyorlardı.

Ve izisteskâ mûsâ li kavmihî fe kulnâdrib bi asâkel hacer(hacere) fenfeceret minhusnetâ aşrete aynâ(aynen), kad alime kullu unâsin meşrebehum kulû veşrebû min rızkıllâhi ve lâ ta’sev fîl ardı mufsidîn(mufsidîne).

Ve olmuştu, olduğu zaman suya kavuşmayı istedi Musa (a.s) kendi kavmi için. O zaman, böylece biz dedik, söyledik: "Vur senin asan ile taşa,kayaya." O zaman, böylece fışkırdı ondan 12 (on iki) göz, pınar, kaynak. Oldu,olmuştu bildi bütün hepsi insanlar onların içeceği yeri, kendi içecekleri yeri. Yeyin, yeyiniz ve için, içiniz Allah'ın rızkından ve haddi aşmayın, azmayın, asi olmayın yeryüzünde fesat çıkaranlar (fesat çıkarıcı kimseler).

Ve iz kultum yâ mûsâ len nasbira alâ taâmin vâhidin fed’u lenâ rabbeke yuhric lenâ mimmâ tunbitulardu min baklihâ ve kıssâiha ve fûmihâ ve adesihâ ve basalihâ, kâle e testebdilûnellezî huve ednâ billezî huve hayr(hayrun), ihbitû mısran fe inne lekum mâ seeltum ve duribet aleyhimuz zilletu vel meskenetu ve bâu bi gadabin minallâh(minallâhi), zâlike bi ennehum kânû yekfurûne bi âyâtillâhi ve yaktulûnen nebiyyîne bi gayri hak(hakkı), zâlike bi mâ asav ve kânû ya’tedûn(ya’tedûne).

Ve olmuştu, olduğu zaman siz dediniz (siz demiştiniz): "Ey Musa! Sabedemeyiz yemeğe tek, bir (çeşit). Öyleyse, artık dua et bizim için, bize. Senin Rabbin çıkarsın bizim için, bize şey(ler)den yetiştirtirir (yetişdirdiği) arz (ın), yeryüzü (nün), toprak (ın), onun baklagillerinden ve onun salataları ve onun sarımsağı ve onun mercimeği ve onun soğanı." (Musa a.s) Dedi: "Değiştiriyor musunuz o ki, ki o (evet) o daha düşük, daha değersiz onunla ki o hayırlı, o daha hayırlı (olanla)? (Öyle ise) İnin büyük bir şehir veya Mısır ülkesi (ne) o zaman, böylece, öyle ise muhakkak ki sizin için, size şey(ler) (den istediğiniz).” (Sonra da) Siz istediniz ve vuruldu (damga) onların üzerine zillet, hakirlik, alçaklık ve aşağılık ve düşkünlük, fakirlik, sefalet. Ve uğradılar gazapla, öfkeyle Allah'tan. İşte bu ile onların olduğu oldular inkâr ediyorlar (dı) Allah'ın âyetleri (ni)  ve öldürüyorlar (dı) peygamberler (i) olmaksızın hak. İşte bu şey sebebiyle, dolayısıyla isyan ettiler ve oldular haddi aşıyorlar (dı haddi aşanlar).

5 Eylül-18 Ekim 2014 Cuma-Cumartesi

YK-44(Yunus Katı-Malatya)

7.Sayfa

Kur'an-ı Kerim
1.Cüz

1.Fâtiha Suresi 1.(7)Ayet'den 2.Bakara Suresi 141.(286)Ayet'e Kadar

Kur'an-ı Kerim 1.Cuz 7.Sayfa 2.Sure Bakara Suresi Ayet 49-57

Ve iz necceynâkum min âli fir’avne yesûmûnekum sûel azâbi yuzebbihûne ebnâekum ve yestahyûne nisâekum ve fî zâlikum belâun min rabbikum azîm(azîmun).

Ve olduğu zaman, olmuştu sizi biz kurtardık firavun ailesinden size tattırıyorlardı, yapıyorlardı kötü (bir) azap. Boğazlıyorlardı, öldürüyorlardı sizin oğullarınızı ve sağ bırakıyorlardı sizin kadınlarınızı. Ve bunda vardır (bir) belâ, imtihan sizin Rabbinizden (size) azîm, büyük (olandır).

Ve iz faraknâ bikumul bahre fe enceynâkum ve agraknâ âle fir’avne ve entum tenzurûn(tenzurûne).

Ve olduğu zaman, olmuştu biz ayırdık, yardık size, sizin için denizi. Böylece biz sizi kurtardık ve biz boğduk firavun ailesini. Ve siz (bunu, buna) bakıyorsunuz, görüyorsunuz.

Ve iz vâadnâ mûsâ erbaîne leyleten summettehaztumul icle min ba’dihî ve entum zâlimûn(zâlimûne).

Ve o zaman biz vaadettik Musa'ya (Tur dağı'nda) kırk gece (beraberlik). Sonra siz edindiniz (Samiri'nin altından yaptığı) buzağıyı (tanrı). Ondan sonra ve siz zalimlersiniz, haksızlık edenlersiniz.

Summe afevnâ ankum min ba’di zâlike leallekum teşkurûn(teşkurûne).

Sonra biz affettik sizden sonradanbu (buzağıyı ilâh edinmenin). Umulur ki böylece siz şükredersiniz. َ

Ve iz âteynâ mûsâl kitâbe vel furkâne leallekum tehtedûn(tehtedûne).

Ve biz vermiştik Musa (a.s)'a kitap ve  furkan, hakkı bâtıldan ayırma, idrak etme. Umulur ki siz böylece diye hidayete erersiniz.

Ve iz kâle mûsâ li kavmihî yâ kavmi innekum zalemtum enfusekum bittihâzikumul icle fe tûbû ilâ bâriikum faktulû enfusekum zâlikum hayrun lekum inde bâriikum fe tâbe aleykum innehu huvet tevvâbur rahîm(rahîmu).

Ve demişti Musa (a.s) kendi kavmine: "Ey kavmim! Hiç şüphesiz siz, muhakkak ki siz zulmettiniz nefsleriniz, kendiniz edinmeniz ile, edinerek buzağıyı (İlah). Artık, hemen tövbe edin O'na (Allah'a) sizin yaratıcınıza. O zaman, o halde, artık öldürün kendi nefslerinizi, kendi kendinizi, birbirinizi. İşte bu hayırlıdır, daha hayırlıdır sizin için, size göre yanında, katında sizin Yaratıcınızın." Böylece (Allah) sizin tövbenizi kabul etti. Muhakkak ki o, hiç şüphesiz o (evet) O (Allah) tövbeleri kabul eden (ve) Rahîm olan, Rahmet nuru gönderen, Rahîm esmasıyla tecelli edendir.

Ve iz kultum yâ mûsâ len nu’mine leke hattâ nerallâhe cehreten fe ehazetkumus sâikatu ve entum tenzurûn(tenzurûne).

Ve olmuştu, olduğu zaman siz dediniz: "Ya, ey Musa! Biz asla inanmayız sana olana kadar, olmadıkça biz görürüz Allah'ı açıkça." O zaman, bunun üzerine sizi aldı, yakaladı (bir) yıldırım. Ve siz (buna) bakıyorsunuz, görüyorsunuz.

Summe beasnâkum min ba’di mevtikum leallekum teşkurûn(teşkurûne).

Sonra sizi dirilttik den sonra, daha sonra sizin ölümünüzden. Umulur ki böylece siz,belki siz şükredersiniz.

Ve zallelnâ aleykumul gamâme ve enzelnâ aleykumul menne ves selvâ kulû min tayyibâti mâ razaknâkum ve mâ zalemûnâ ve lâkin kânû enfusehum yazlimûn(yazlimûne).

Ve gölgeledik, gölge yaptık sizin üzerinize bulutu. Ve biz indirdik sizin üzerinize kudret helvasını ve bıldırcını. Yeyin ondan temiz olanlar, helâl olanlar şey(ler)den sizi rızıklandırdık (ya). Ve bize zulmetmediler ve lâkin, fakat oldular kendi nefslerine, kendilerine zulmediyorlar(dı).

5 Eylül-18 Ekim 2014 Cuma-Cumartesi

YK-44(Yunus Katı-Malatya)

6.Sayfa

Kur'an-ı Kerim
1.Cüz

1.Fâtiha Suresi 1.(7)Ayet'den 2.Bakara Suresi 141.(286)Ayet'e Kadar

Kur'an-ı Kerim 1.Cuz 6.Sayfa 2.Sure Bakara Suresi Ayet 38-48

Kulnâhbitû minhâ cemîa(cemîan), fe immâ ye’tiyennekum minnî hudenfe men tebia hudâye fe lâ havfun aleyhim ve lâ hum yahzenûn(yahzenûne).

Biz dedik (ki): "İnin ondan,oradan (aşağıya) topluca, hepiniz. O zaman olunca size mutlaka gelecektir benden hidayet (bana, Allah'a ulaşmak). O zaman kim tâbî oldu (olursanız) hidayetime, artık korku yoktur onlara ve onlar mahzun olmazlar."

Vellezîne keferû ve kezzebû bi âyâtinâ ulâike ashâbun nâr(nârı), hum fîhâ hâlidûn(hâlidûne).

Ve o kimseler, onlar inkâr ettiler, kâfir oldular. Ve yalanladılar âyetlerimizi işte onlar sahipleridir, halkıdır, ehlidir ateş (ve) onlar orada ebedîyen,sonsuza (kadar), devamlı kalacak olanlardır.

Yâ benî isrâîlezkurû ni’metiyelletî en’amtu aleykum ve evfû bi ahdî ûfi bi ahdikum ve iyyâye ferhebûn(ferhebûne).

Ey İsrailoğulları! Zikredin, hatırlayan, anın ni'metimi ki o ben ni'metlendirdim size, sizi. Ve vefa edin, ifa edin, hakkıyla yerine getirin (ki) ahdimi, ifa edeyim, yerine getireyim sizin ahdinizi, size olan ahdimi (sizleri vaadettiğim cennetime alayım). Ve (ahdinize sadık kalmakta) yalnız benden, sadece benden o zaman, böylece, artık korkun.

Ve âminû bi mâ enzeltu musaddikan li mâ meakum ve lâ tekûnû evvele kâfirin bih(bîhî), ve lâ teşterû bi âyâtî semenen kalîlen ve iyyâye fettekûni.

Ve Allah'a ulaşmayı dileyin, îmân edin; şeye ben indirdim (Kur'an'ı Kerim'e) tasdik eden, doğrulayan o şeyi (Tevrat'ı) sizinle beraber, sizin yanınızda olan. Ve olmayın evvel, ilk kâfir, inkâr eden onu (Kur'an'ı Kerim'i). Ve satmayın âyetlerimi bedel, ücret az (bir). Ve yalnız ben (bana) artık, o halde (evet) bana karşı takva sahibi olun.

Ve lâ telbisûl hakka bil bâtılı ve tektumûl hakka ve entum ta’lemûn(ta’lemûne).

Ve karıştırmayın, gizleyip örtmeyin hakkı, gerçeği bâtıl ile ve tektumû (ile). Ve (çünkü) siz biliyorsunuz. 

Ve ekîmûs salâte ve âtûz zekâte verkeû mear râkiîn(râkiîne).

Ve ikame edin, gereği üzere yerine getirin namazı ve verin zekâtı. Ve rükû edin beraber rukû edenlerle.

E te’murûnen nâse bil birri ve tensevne enfusekum ve entum tetlûnel kitâb(kitâbe) e fe lâ ta’kılûn(ta’kılûne).

Mi emrediyorsunuz insanlara birr'i, ebrar olmayı, maddî-manevî (tezkiye ve teslim olmayı)? Ve unutuyorsunuz kendi nefsleriniz, kendiniz. Ve siz okuyorsunuz Kitap (ta) o halde, hâlâ akıl etmiyor musunuz?

Vesteînû bis sabri ves salât(salâti), ve innehâ le kebîratun illâ alâl hâşiîn(hâşiîne).

Ve istiane (Allah'tan özel yardım) sabırla ve namazla. Hiç şüphesiz o, muhakkak ki o (hacet namazı) mutlaka, elbette, muhakkak büyük, zor, ağır; ancak, hariç, den başka huşû sahiplerine.

Ellezîne yezunnûne ennehum mulâkû rabbihim ve ennehum ileyhi râciûn(râciûne).

O kimseler, onlar (o huşû sahipleri) bilirler, yakîn derecesinde inanırlar. Onların (dünya hayatında) olduğunu mülâki olma, kavuşma, ulaşma, karşılaşma (onların) Rab'leri, ve onların (ölümle) olduğunu ona dönecek olanlardır.

Yâ benî isrâîlezkurû ni’metiyelletî en’amtu aleykum ve ennî faddaltukum alel âlemîn(âlemîne).

Ey İsrailoğulları! Zikredin, anın, hatırlayın ni'metimi ki o (nu) ben ni'metlendirdim (en'am ettiğim) sizi, size. Ve benim olduğum(u) (hatırlayın), sizi üstün kıldım âlemlere.

Vettekû yevmen lâ teczî nefsun an nefsin şey’en ve lâ yukbelu minhâ şefâatun ve lâ yu’hazu minhâ adlun ve lâ hum yunsarûn(yunsarûne).

Ve, sakının, çekinin (o) gün(den). Karşılığı ödenmez bir nefs, bir kimse nefsten, bir kimseden bir şey. Ve kabul olunmaz ondan (hiç kimseden) şefaat, yardım. Ve alınmaz ondan (hiç kimseden) bir adalet, bir bedel, bir fidye. Ve onlara yardım olunmaz.

5 Eylül-18 Ekim 2014 Cuma-Cumartesi

YK-44(Yunus Katı-Malatya)

5.Sayfa

Kur'an-ı Kerim
1.Cüz

1.Fâtiha Suresi 1.(7)Ayet'den 2.Bakara Suresi 141.(286)Ayet'e Kadar

Kur'an-ı Kerim 1.Cuz 5.Sayfa 2.Sure Bakara Suresi Ayet 30-37

Ve iz kâle rabbuke lil melâiketi innî câilun fîl ardı halîfeh(halîfeten), kâlû e tec’alu fîhâ men yufsidu fîhâ ve yesfikud dimâ(dimâe), ve nahnu nusebbihu bi hamdike ve nukaddisu lek(leke), kâle innî a’lemu mâ lâ tâ’lemûn(tâ’lemûne).

Ve demişti senin Rabbin meleklere: "Muhakkak ki ben kılan, yapan, yapacak olan yeryüzünde (bir) halife." (Melekler de) Dediler "Kılacak mısın, yapacak mısın orada kimse, kişi (birisi); fesat çıkarır, bozgunculuk yapar, orada ve (kan) akıtır, (kan) döker kan. Ve biz tesbih ediyoruz, yüceltiyoruz seni hamd ile, hamdinle ve takdis ediyoruz, mukaddes seni." (Rabbin de) Dedi "Muhakkak ki ben bilirim sizin bilmediğiniz şeyleri."

Ve alleme âdemel esmâe kullehâ summe aradahum alel melâiketi fe kâle enbiûnî bi esmâi hâulâi in kuntum sadikîn(sadikîne).

Ve (Allah), öğretti Âdem'e (kendisinin) isimlerinin (evet) onun hepsini. Sonra onlara arz etti meleklere: O zaman, öyleyse, haydi dedi: "Bana haber verin isimleri ile bunları, eğer siz iseniz sadıklar, doğru söyleyenler."

Kâlû subhâneke lâ ilme lenâ illâ mâ allemtenâ inneke entel alîmul hakîm(hakîmu).

(Melekler) Dediler: "Sen sübhansın, Seni tenzih ederiz." Yoktur, değil, olmaz ilim, bilgi bizim şeyden başka, sadece sen (in) bize öğrettiğin. Muhakkak ki sen (evet) sen (Alîm'sin) en iyi bilensin, (Hakîm'sin) hüküm ve hikmet sahibisin."

Kâle yâ âdemu enbi’hum bi esmâihim, fe lemmâ enbeehum bi esmâihim, kâle e lem ekul lekum innî a’lemu gaybes semâvâti vel ardı ve a’lemu mâ tubdûne ve mâ kuntum tektumûn(tektumûne).

(Allah) Dedi: "Ey Âdem! Onlara haber ver, bildir, O'nun (Allah'ın) isimleriyle." Olunca, olduğu zaman (Âdem) onlara haber verdi, bildirdi O'nun (Allah'ın) isimleriyle. (Allah, Meleklere) Dedi: "Olmaz mı, olmadı mı? Ben derim, söylerim sizin (için), size muhakkak ki ben bilirim gaybı, bilinmeyeni, semaları, gökleri ve arzı, yeryüzünü. Ve ben bilirim şey (hani) açıklıyorsunuz (ya) ve şeyi, şeyleri siz oldunuz (içinizde) gizliyorsunuz (saklıyorsunuz).

Ve iz kulnâ lil melâiketiscudû li âdeme fe secedû illâ iblîs(iblîse), ebâ vestekbere ve kâne minel kâfirîn(kâfirîne).

Ve o zaman, olduğu zaman biz dedik (ki) meleklere: "Secde edin Âdem'e." O zaman, (melekler) hemen secde ettiler, hariç, başka İblis'den (ümitsizliğe düşen, Allah'ın rahmetini dilemiyen). (İblis) Çekindi, kaçındı, direndi ve kibirlendi, büyüklendi. Ve oldu kâfirlerden.

Ve kulnâ yâ âdemuskun ente ve zevcukel cennete ve kulâ minhâ ragaden haysu şi’tumâz ve lâ takrabâ hâzihiş şecerete fe tekûnâ minez zâlimîn(zâlimîne).

Ve biz dedik (ki): "Ey Âdem! İskam olun, oturun, yerleşin sen ve senin eşin cennette. Ve ikiniz yeyin ondan (oradaki yiyeceklerden) bol bol yerden dilediniz (sen ve eşin). Ve yaklaşmayın (ikiniz) bu ağaca o zaman, o taktirde, aksi halde, yoksa siz (ikiniz) olursunuz zalimlerden.

Fe ezellehumâş şeytânu anhâ fe ahrecehumâ mimmâ kânâ fîh(fîhi), ve kulnâhbitû ba’dukum li ba’din aduvv(aduvvun), ve lekum fîl ardı mustekarrun ve metâun ilâ hîn(hînin).

O zaman, fakat onları (o ikisini) kaydırdı (ayağını) şeytan ondan, oradan. Artık, böylece onları (ikisinide) çıkardı şeyden (ni'metten) ikisi oldular içinden. Ve biz dedik "(İkiniz) İnin (dünyaya) sizin bazınızı için bazınıza düşmanlar. Ve sizin için içinde arzda, yeryüzüde kararlaştırılmışolan, karar kılma,karar kılınan (yer). Ve meta, geçinme, maişetini temin etme kadar belli bir zamana.

Fe telekkâ âdemu min rabbihî kelimâtin fe tâbe aleyh(aleyhi), innehu huvet tevvâbur rahîm(rahîmu).

O zaman, sonra telâkki etti, aldı, öğrendi Âdem, Rabbinden kelimeleri (ve Rabbine tövbe etti.). Böylece (Allah) onun tövbesini kabul etti. Muhakkak ki o, çünkü o (evet) O (yani Allah); tövbeleri kabul edendir (Tevvab'tır), Rahim esmasıyla tecelli edendir, Rahmet nuru gönderenir (Rahîm'dir).

5 Eylül-18 Ekim 2014 Cuma-Cumartesi

YK-44(Yunus Katı-Malatya)

4.Sayfa

Kur'an-ı Kerim
1.Cüz

1.Fâtiha Suresi 1.(7)Ayet'den 2.Bakara Suresi 141.(286)Ayet'e Kadar

Kur'an-ı Kerim 1.Cuz 4.Sayfa 2.Sure Bakara Suresi Ayet 25-29

Ve beşşirillezîne âmenû ve amilûs sâlihâti enne lehum cennâtin tecrî min tahtihel enhâr(enhâru), kullemâ ruzikû minhâ min semeretin rızkan kâlû hâzellezî ruzıknâ min kabl(kablu) ve utû bihî muteşâbihâ(muteşâbihan), ve lehum fîhâ ezvâcun mutahharatun ve hum fîhâ hâlidûn(hâlidûne).

Ve müjdele, âmenû olanlar, Allah'a ulaşmayı dileyenler, îmân edenler ve yaptılar salih ameller, nefsi tezkiye edici olduğunu. Onlar için cennetler vardır, akar onun altından nehirler. Her seferinde, her defasında rızıklandırılırlar on(lar)dan, oradan (orada); ürünlerden, mahsullerden, meyvelerden rızık olarak dediler bu ki (o şey biz rızıklandırıldık önceden, daha önce. Ve verildi ona benziyen, ona benzer (eşler) ve onlar için (vardır) orada eşler temiz olan, temiz ve onlar orada devamlı kalacak olanlardır.

İnnallâhe lâ yestahyî en yadribe meselen mâ beûdaten fe mâ fevkahâ fe emmellezîne âmenû fe ya’lemûne ennehul hakku min rabbihim, ve emmellezîne keferû fe yekûlûne mâzâ erâdallâhu bi hâzâ meselâ(meselen), yudıllu bihî kesîran ve yehdî bihî kesîrâ(kesîran) ve mâ yudıllu bihî illel fâsıkîn(fâsıkîne).

Muhakkak ki, hiç şüphesiz Allah çekinmez, darbı mesel, misal, örnek vermek şey (bir) sivrisinek hatta şey onun üstünde. Fakat, ama, ise âmenû olanlar, Allah'a ulaşmayı dileyenler artık, bundan sonra, böylece bilirler onun olduğunu hak Rab'lerinden. Ve fakat, ama onlar inkâr ettiler, kâfir oldular; o zaman, böylece derler ne diledi Allah bununla misal, örnek dalâlette bırakır onunla çoğunu, ve hidayete erdirir onunla çoğunu, ve dalâlette bırakmaz onunla. Ancak, sadece, başka fasıklardan,fıska düşenlerden.

Ellezîne yenkudûne ahdallâhi min ba’di mîsâkıh(mîsâkıhî), ve yaktaûne mâ emerallâhu bihî en yûsale ve yufsidûne fîl ard(ardı) ulâike humul hâsirûn(hâsirûne).

Onlar (fâsıklar), nakzederler, bozarlar Allah'ın Ahdi'ni. Sonradan, sonra (kâlû belâ günü Allah'a verdikleri) onun misakını. Ve keserler şey (hani) emretti Allah ona (Allah'a) ulaştırmak (istenilen şeyi). Ve (başka insanların, ruhlarını Allah'a ulaştırmalarına da mani olmak için. Ve bu sebeple) fesat çıkarırlar yeryüzünde. İşte onlar (evet) onlar kendilerine yazık edenlerdir, hüsranda olanlardırar (kazandıkları pozitif dereceler negatif derecelerden az olanlardır).

Keyfe tekfurûne billâhi ve kuntum emvâten fe ahyâkum, summe yumîtukum summe yuhyîkum summe ileyhi turceûn(turceûne).

Nasıl inkâr ediyorsunuz Allah'ı? Ve siz idiniz, oldunuz ölüler (Kıyamet günü Sur'a üfürüldükten sonra). Sonra sizi diriltti (Kıyamet günü). Sonra sizi öldürecek (Sur'a ikinci defa üfürüldüğü zaman). Sonra sizi diriltecek (Sur'a üçüncü defa üfürüldüğü zaman). Sonra (İndi İlâhi'de) (tekrardan) ona (Allah'a) döndürüleceksiniz.

Huvellezî halaka lekum mâ fîl ardı cemîan summestevâ iles semâi fe sevvâhunne seb’a semâvât(semâvâtin), ve huve bi kulli şey’in alîm(alîmun).

O (Allah) ki, yarattı sizin için şey yeryüzünde (olanların) hepsini. Sonra yöneldi, istiva etti semaya, gökyüzüne, böylece, sonra onları dizayn etti, düzenledi yedi (kattır) semalar, gökler (gök katları). Ve O (Allah) herşeyi en iyi bilendir (Alîm'dir).

5 Eylül-18 Ekim 2014 Cuma-Cumartesi

YK-44(Yunus Katı-Malatya)