29 Ekim 2014 Çarşamba

2.Sayfa

Kur'an-ı Kerim
1.Cüz

1.Fâtiha Suresi 1.(7)Ayet'den 2.Bakara Suresi 141.(286)Ayet'e Kadar

Kur'an-ı Kerim 1.Cuz 2.Sayfa 2.Sure Bakara Suresi Ayet 6-16

İnnellezîne keferû sevâun aleyhim e enzertehum em lem tunzirhum lâ yu’minûn(yu’minûne).

(Ey Muhammed! ) Muhakkak o kimseler ki, onlar inkâr ettiler. (Artık) eşittir, birdir onlara, onlar için onları uyardın mı veya (yoksa) onları uyarmadın (mı) âmenû olmazlar (Allah'a ulaşmayı dilemezler).

Hatemallâhu alâ kulûbihim ve alâ sem’ıhim, ve alâ ebsârihim gışâveh(gışâvetun), ve lehum azâbun azîm(azîmun).

Mühürledi Allah! Üzerine onların kalplerini, ve üzerine onların işitme (sem'î) hassasının, ve üzerine onların görme (basar) hassasının perdeledi. Ve onlarındır, onlar için vardır bir azap ki azîmdir, büyüktür.

Ve minen nâsi men yekûlu âmennâ billâhi ve bil yevmil âhıri ve mâ hum bi mu’minîn(mu’minîne).

Ve insanlardan bir kısmının (içindeki) kimseler, kişiler der söyler biz îmân ettik Allah'a ve sonraki güne, ölümden evvel ruhun Allah'a ulaşacağı güne. Ve değildir onlar mü'minler, mü'min olanlar.

Yuhâdiûnallâhe vellezîne âmenû, ve mâ yahdeûne illâ enfusehum ve mâ yeş’urûn(yeş’urûne).

(Sanıyorlar ki) Allah'ı aldatırlar. Ve (yazık ki) o kimseler, onlar îmân ettiler. Ve (Allah'ı) aldatmıyorlar sadece kendilerini (kandırıyorlar). Ve farkında olmazlar, farkına varmazlar (bile).

Fî kulûbihim maradun, fe zâdehumullâhu maradâ(maradan) ve lehum azâbun elîmun bi mâ kânû yekzibûn(yekzibûne).

İçinde, vardır onların kalpleri (bir) maraz, hastalık. O zaman, böylece artırdı onların Allah marazını, hastalığını. Ve onlar için vardır, onlara vardır bir azap ki elîmdir, acıklıdır. (Şu) Sebebiyle (bu cezaya layık) oldular (Allah'ı) yalanlıyorlardı.

Ve izâ kîle lehum lâ tufsidû fîl ardı, kâlû innemâ nahnu muslihûn(muslihûne).

Ve o zaman, olunca onlara (başkalarını Allah'ın yolundan men etmeyin) denildi (ki) fesat çıkarmayın yeryüzünde! Dediler (ki), ancak, sadece biz ıslâh edicileriz, ıslâh edenleriz!

E lâ innehum humul mufsidûne ve lâkin lâ yeş’urûn(yeş’urûne).

Değil mi, (öyle) değil mi muhakkak ki onlar, gerçekten onlar, (evet) onlar fesat çıkaranlardır. Ve lâkin, fakat (şuurunda) bilincinde olmazlar.

Ve izâ kîle lehum âminû kemâ âmenen nâsu kâlû e nu’minu kemâ âmenes sufehâu, e lâ innehum humus sufehâu ve lâkin lâ ya’lemûn(ya’lemûne).

Ve olduğu zaman denildi onlara îmân ediniz, âmenû olunuz (Allah'a ulaşmayı dileyin). Gibi îmân etti, âmenû oldu (Allah'a ulaşmayı dilemek).İnsanlar dediler (ki); biz îmân mı edelim, âmenû mu olalım (Allah'a ulaşmayı dilemeyelim mi)? Gibi îmân etti, âmenû oldu (Allah'a ulaşmayı dilemek), sefihler, akılsızlar değil mi? Hiç şüphesiz onlar, muhakkak ki onlar (evet) onlar (o) sefıhler, akılsızlar. Ve lâkin, fakat bilmiyorlar, bilmezler.

Ve izâ lekûllezîne âmenû kâlû âmennâ, ve izâ halev ilâ şeyâtînihim, kâlû innâ meakum, innemâ nahnu mustehziûn(mustehziûne).

Ve olduğu zaman karşılaştılar, buluştular o kimseler, onlar, îmân ettiler, âmenû oldular, Allah'a ulaşmayı dilediler. Dediler (ki)  onlara karşı ve şifa verir, ferahlandırır. Yalnız kaldılar, başbaşa kaldılar kendi şeytanlarıyla dediler (ki); hiç şüphesiz biz, muhakkak ki biz sizinle beraberiz sadece, ancak biz alay edenleriz, alay eden kimseleriz.

Allâhu yestehziu bihim ve yemudduhum fî tugyânihim ya’mehûn(ya’mehûne).

Allah alay (istihza) eder onlarla ve onlara mühlet verir. İçinde onların azgınlıkları (isyanları) bocalarlar, şaşkın kalırlar.

Ulâikellezîneşterevûd dalâlete bil hudâ, fe mâ rabihat ticâretuhum ve mâ kânû muhtedîn(muhtedîne).

İşte onlar, o kimseler, onlar satın aldılar dalâlet ile hidayeti. Fakat, o taktirde, o zaman olmadı kâr onların ticareti ve değillerdi, olamadılar hidayette olanlar, hidayete erenler.

5 Eylül-18 Ekim 2014 Cuma-Cumartesi

YK-44(Yunus Katı-Malatya)

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder