Kur'an-ı Kerim
1.Cüz
1.Fâtiha Suresi 1.(7)Ayet'den 2.Bakara Suresi 141.(286)Ayet'e Kadar
Kur'an-ı Kerim 1.Cuz 15.Sayfa 2.Sure Bakara Suresi Ayet 102-105
Vettebeû mâ tetlûş şeyâtînu alâ mulki suleymân(suleymâne) ve mâ kefere suleymânu ve lâkinneş şeyâtîne keferû yuallimûnen nâses sihrâ, ve mâ unzile alel melekeyni bi bâbile hârûte ve mârût(mârûte), ve mâ yuallimâni min ehadin hattâ yekûlâ innemâ nahnu fitnetun fe lâ tekfur fe yeteallemûne minhumâ mâ yuferrikûne bihî beynel mer’i ve zevcih(zevcihî), ve mâ hum bi dârrîne bihî min ehadin illâ bi iznillâh(iznillâhi), ve yeteallemûne mâ yadurruhum ve lâ yenfeuhum ve lekad alimû le menişterâhu mâ lehu fîl âhireti min halâkın, ve le bi’se mâ şerev bihî enfusehum lev kânû ya’lemûn(ya’lemûne).
Ve tâbi oldular, uydular okunan şeye (tilavet ettiği) şeytanlar(ın), mülküne, hükümdarlığına Süleyman (a.s'ın). Ve inkâr etmedi, örtmedi, kâfir olmadı (ve sihir yapmadı) Süleyman (a.s). Ve lâkin, fakat şeytanlar inkâr ettiler, örttüler, kâfir oldular, (çünkü) öğretiyorlar(dı) insanlar(a) sihir, büyü, ve indirilen şey(e) iki meleğe Babiil'de, Babil (şehri'ndeki) Harut ve Marut(tu) (iki meleğin isimleri). Ve o ikisi öğretmiyorlar(dı) bir kimse olmadıkça (ikisi) söylüyorlar, "Ama, fakat, sadece biz bir fitne(yiz), bir imtihan(ız). O zaman, öyleyse, o halde (sakın sihir ilmini öğrenerek) inkâr etmeyin, örtmeyin, kâfir olmayın." O zaman, bundan sonra, fakat öğreniyorlar onlardan (o ikisinden) şey ayırıyorlar, ayırırlar onunla arası(nı) erkek, ve onun eşi (karısı'nın) ve değildir, olmadı onlar zarar verici onunla (sihirle) bir kimseden başka, olmaksızın, olmadan izniyle Allah(ın). Ve öğreniyorlar onlar zarar veren şeyler ve onlara fayda veren şeyler. Ve andolsun ki bildiler, öğrendiler elbette onu (sihri ve sihir'e ait bilgileri) satın alan kimseler onun için yoktur ahirette nasipten bir pay, bir nasip(leri). Ve elbette kötü satın aldıkları şey onlar nefslerini, kendi kendilerini şâyet, keşke ..... olsalardı bilirler(di), biliyorlar(dı). َ
Ve lev ennehum âmenû vettekav le mesûbetun min indillâhi hayr(hayrun), lev kânû ya’lemûn(ya’lemûne).
Ve şâyet, eğer onların olması âmenû oldular(Allah'a ulaşmayı dilediler), îmân ettiler, ve takva sahibi oldular, mutlaka, elbette (kendilerine verilecek) sevap Allah'ın katından, hayırlı (olurdu) eğer olsalardı biliyorlar.
Yâ eyyuhâllezîne âmenû lâ tekûlû râinâ ve kûlûnzurnâ vesmeû ve lil kâfirîne azâbun elîm(elîmun).
Ey o kimseler, onlar âmenû oldular (Allah'a ulaşmayı dilediler), îmân ettiler! Söylemeyin, demeyin "'Raina' bizi gözet (yahudi lisanında "ey ahmak" anlamında)." Ve söyleyin, deyin "'Unzurna' bize bak." Ve (Allah'ın hükmünü) dinleyin (işitin). Ve kâfirlere (vardır) "azap elîm, acıklı."
Mâ yeveddullezîne keferû min ehlil kitâbi ve lel muşrikîne en yunezzele aleykum min hayrin min rabbikum vallâhu yahtassu bi rahmetihî men yeşâu, vallâhu zul fadlil azîm(azîmi).
Ne, şey, bir şey sevmezler, istemezler inkâr edenler kitap ehlinden, kitap sahiplerinden, ve müşrikler değil, olmaz, indirilmek, indirilmesi sizin üzerinize, size hayırdan bir şey, bir hayır Rabbinizden. Ve Allah tahsis eder (ihsan eder) kendi Rahmetini dilediği kişi(ye). Ve Allah sahip(idir) "fazl azîm, büyük."
5 Eylül-18 Ekim 2014 Cuma-Cumartesi
YK-44(Yunus Katı-Malatya)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder