29 Ekim 2014 Çarşamba

16.Sayfa

Kur'an-ı Kerim
1.Cüz

1.Fâtiha Suresi 1.(7)Ayet'den 2.Bakara Suresi 141.(286)Ayet'e Kadar

Kur'an-ı Kerim 1.Cuz 16.Sayfa 2.Sure Bakara Suresi Ayet 106-112

Mâ nensah min âyetin ev nunsihâ ne’ti bi hayrin minhâ ev mislihâ e lem ta’lem ennallâhe alâ kulli şey’in kadîr(kadîrun).

Ne, şey, bir şey kaldırırız 'neshedersek' (kaldırırsak ve değiştirirsek) bir âyet (âyetten), veya onu unuttururuz, getiririz hayırlı olanı, daha hayırlısını ondan, veya onun mislini. Bilmiyor musun muhakkak ki Allah herşeye kaadir olan, gücü yeten (olduğunu)?

E lem ta’lem ennellâhe lehu mulkus semâvâti vel ard(ardı), ve mâ lekum min dûnillâhi min veliyyin ve lâ nasîr(nasîrin).

Mi bilmiyorsun olduğunu Allah(a) O'na ait, O'nun mülk(üdür) semalar, gökler, ve arz, yeryüzü? Ve yoktur, değildildir sizin için, size başka Allah'dan bir dost (dostlardan), ve bir yardımcı (da) yoktur.

Em turîdûne en tes’elû resûlekum kemâ suile mûsâ min kabl(kablu), ve men yetebeddelil kufra bil îmâni fe kad dalle sevâes sebîl(sebîli).

Veya, yoksa istiyorsunuz sorguya çekmek, sual etmek sizin resûlünüz(ü), gibi soruldu(ğu) Musa "(a.s)'a" daha önceden, daha önce? Ve kim değiştirir(se) küfür(ü) îmân ile, artık, böylece, bu sebeple olmuştur saptı (sapmış) müsavi, eşit, düzgün, doğru yol (Sıratı Mustakîm'den) (Allah'a ulaştıran yoldan).

Vedde kesîrun min ehlil kitâbi lev yeruddûnekum min ba’di îmânikum kuffârâ(kuffâran), haseden min indi enfusihim min ba’di mâ tebeyyene lehumul hakk(hakku), fa’fû vasfehû hattâ ye’tiyallâhu bi emrih(emrihî), innallâhe alâ kulli şey’in kadîr(kadîrun).

Sevdi, diledi, istedi, arzu etti kitap ehlinden, kitap sahiplerinden keşke sizi döndürseler, döndürebilseler sonradan, sonra sizin îmânınız(ı) küfür(e) (fıska düşürmeyi), haset, çekememezlik yanından onların nefsleri, sonradan, daha sonradan şey beyan oldu, açıklandı onlar için, onlara hak, gerçek. O zaman affedin, ve hoşgörün gelinceye kadar Allah(ın) O'nun (bu husustaki) emri. Muhakkak (ki) Allah herşeye kaadir(dir), gücü yeten(dir).

Ve ekîmus salâte ve âtûz zekât(zekâte), ve mâ tukaddimû li enfusikum min hayrin tecidûhu indallâh(indallâhi) innallâhe bi mâ ta’melûne basîr(basîrun).

Ve gereği üzere yerine getirin, kılın namaz(ı), ve verin zekât(ı). Ve takdim ettiğiniz, sunduğunuz şey nefsleriniz için, kendiniz için hayırdan, onu bulursunuz Allah'ın katı(nda). Muhakkak ki Allah şeyi yapıyorsunuz (yapkıklarınızı, amellerinizi) en iyi gören(dir). 

Ve kâlû len yedhulel cennete illâ men kâne hûden ev nasâr(nasârâ), tilke emâniyyuhum kul hâtû burhânekum in kuntum sâdikîn(sâdikîne).

Ve dediler (ki): "Asla giremez cennet(e) ancak, sadece, den başka kimse, kişi oldu Yahudi, veya Hristiyan." Bu onların emaniyyesi(dir), zan ve kuruntusu(dur). De, söyle: "Getirin sizin delilinizi, kanıtınızı eğer siz iseniz sadıklar, doğrular."

Belâ men esleme vechehu lillâhi ve huve muhsinun fe lehû ecruhu inde rabbihî, ve lâ havfun aleyhim ve lâ hum yahzenûn(yahzenûne).

Hayır, bilâkis, öyle değil, kimse, kişi teslim etti vechini, fizik vücudunu Allah'a, ve o muhsin(dir), ahsen olan(dır). Artık, o zaman onun (evet) onun karşılığı, ecri, ücreti, mükâfatı onun Rabbi katında(dır), yanında(dır). Ve korku yoktur onlara, ve onlar mahzun (da) olmazlar.

5 Eylül-18 Ekim 2014 Cuma-Cumartesi

YK-44(Yunus Katı-Malatya)

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder