Kur'an-ı Kerim
1.Cüz
1.Fâtiha Suresi 1.(7)Ayet'den 2.Bakara Suresi 141.(286)Ayet'e Kadar
Kur'an-ı Kerim 1.Cuz 20.Sayfa 2.Sure Bakara Suresi Ayet 135-141
Ve kâlû kûnû hûden ev nasârâ tehtedû kul bel millete ibrâhîme hanîfâ(hanîfen), ve mâ kâne minel muşrikîn(muşrikîne).
Ve dediler (ki): "Olun (ki) Yahudi, veya Hristiyan, hidayete erersiniz." De (ki): "Hayır İbrâhîm'in milleti, dîni hanîf olarak, tek Allah'a inanarak (devam ediyordu). Ve (o yani İbrâhîm a.s) olmadı müşriklerden, Allah'a şirk koşanlardan."
Kûlû âmennâ billâhi ve mâ unzile ileynâ ve mâ unzile ilâ ibrâhîme ve ismâîle ve ishâka ve ya’kûbe vel esbâtı ve mâ ûtiye mûsâ ve îsâ ve mâ ûtiyen nebiyyûne min rabbihim, lâ nuferriku beyne ehadin minhum ve nahnu lehu muslimûn(muslimûne).
Deyin, söyleyin (ki): "Biz îmân ettik; Allah'a, ve indirilene (indirilen şeye, Kur'an-ı Kerim'e) bize. Ve indirilene (indirilen şeye, sahifelere) İbrâhîm (a.s)'e, ve İsmail (a.s)'e, ve İshak (a.s)'a, ve Yâkub (a.s)'a, ve torunları. Ve verilene (verilen şeye, kitaplara) Musa (a.s)'ya, ve İsa (a.s)'ya. Ve verilene (verilen şeye, vahiylere) (diğer) nebîler, peygamberler Rab'leri tarafından fark gözetmeyiz, ayırım yapmayız biri, birisi onlardan. Ve biz O'nu, O'na teslim olanlar(ız)."
Fe in âmenû bi misli mâ âmentum bihî fe kadihtedev ve in tevellev fe innemâ hum fî şikâk(şikâkın) fe se yekfîke humullâh(humullâhu), ve huves semîul alîm(alîmu).
O zaman, o taktirde eğer âmenû oldular, îmân ettiler benzeri, gibi sizin îmân ettiğiniz şey O,na (Allah'a) o zaman, böylece olmuştu hidayete erdi. Ve eğer yüz çevirirlerse artık, o zaman, o taktirde sadece onlar (bir) ayrılık içinde(dirler) (Allah'ın yolundan ayrılmış olurlar). O zaman, o taktirde onlara karşı sana kâfidir Allah. Ve O, hakkıyla işiten (Semî'dir), hakkıyla bilen (Alîm'dir).
Sıbgatallâh(sıbgatallâhi) ve men ahsenu minallâhi sıbgaten, ve nahnu lehu âbidûn(âbidûne).
Allah'ın boyası; ve kim ahsen, en güzel(dir), Allah'tan boya olarak (gelenden başka). Ve biz O'na kul olanlar(ız).
Kul e tuhâccûnenâ fîllâhi ve huve rabbunâ ve rabbukum, ve lenâ â’mâlunâ ve lekum a’mâlukum ve nahnu lehu muhlisûn(muhlisûne).
De, söyle (ki): "Mi bizimle mücâdele ediyorsunuz hakkında Allah? Ve O, bizim Rabbimiz, ve sizin Rabbiniz(dir). Ve bizim bizim(dir) amellerimiz, ve sizin sizin(dir) amelleriniz. Ve biz O'na muhlisler, ihlâs sahibi olanlar(ız)."
Em tekûlûne inne ibrâhîme ve ismâîle ve ishâka ve ya’kûbe vel esbâta kânû hûden ev nasârâ kul e entum a’lemu emillâh(emillâhu), ve men azlemu mimmen keteme şehâdeten indehu minallâh(minallâhi), ve mâllâhu bi gâfilin ammâ ta’melûn(ta’melûne).
Yoksa, veya diyorsunuz, söylüyorsunuz: "Muhakkak (ki) İbrâhîm (a.s)'in, ve İsmail (a.s)'in, ve İshak (a.s)'ın, ve Yâkub (a.s)'un, ve torunları(nın) oldular, idiler Yahudi, veya Hristiyan." De, söyle (ki): "Siz mi daha iyi bilir(siniz) yoksa, veya Allah(mı)?" Ve kim daha zalim o kimseden ketmetti, gizledi, sakladı şahitlik O'nun yanında, katında Allah'tan? Ve Allah değildir gâfil, farkında olmayan (bir takım) şey(ler)den (günahlardan) siz yapıyorsunuz (ya).
Tilke ummetun kad halet lehâ mâ kesebet ve lekum mâ kesebtum ve lâ tus’elûne ammâ kânû ya’melûn(ya’melûne).
İşte o (onlar) bir ümmet, bir toplum oldu (ki) gelip geçti. Onun kazandığı şeyler (kendilerinedir), ve sizin kazandığınız şeyler (sizedir). Ve size sual olunmaz, sorulmaz şeylerden onlar oldular yapıyorlar (siz sorumlu değilsiniz).
5 Eylül-18 Ekim 2014 Cuma-Cumartesi
YK-44(Yunus Katı-Malatya)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder