Kur'an-ı Kerim
2.Cüz
2.Bakara Suresi 142.(286)Ayet'den 2.Bakara Suresi 252.(286)Ayet'e Kadar
Kur'an-ı Kerim 2.Cuz 35.Sayfa 2.Sure Bakara Suresi Ayet 225-230
Lâ yuâhızukumullâhu bil lagvi fî eymânikum ve lâkin yuâhızukum bi mâ kesebet kulûbukum vallâhu gafûrun halîm(halîmun).
Sizi muaheze etmez, sorgulamaz Allah, boş, lüzûmsuz sözler(den) yeminleriniz konusunda, hakkında. Ve lâkin, fakat sizi muaheze eder, sorgular (Allah), kazandığı şeyler ile (günahlar ile) kalpleriniz(in). Ve Allah, Gafûr'dur (mağfiret edendir, bağışlayandır), Halîm'dir (yumuşak muamele edendir).
Lillezîne yu’lûne min nisâihim terabbusu erbaati eşhur(eşhurin), fe in fâû fe innallâhe gafûrun rahîm(rahîmun).
O kimseler için, onlar için, onlara (yaklaşmamaya) yemin ederler kadınlarından (uzak olma, ayrı kalacaklarına dair), (şimdiyse) beklerler (kadar) dört aylar (dört ay). Fakat, o zaman, o taktirde (verilen süre dolmadan kefaret verip de) eğer (kadınlarına geri) dönerlerse, fakat, o zaman, o taktirde muhakkak ki Allah, Gafûr'dur (mağfıret edendir, bağışlayandır), Rahîm'dir (Rahmet nuru gönderendir, Rahîm esması ile tecelli edendir).
Ve in azemût talâka fe innallâhe semîun alîm(alîmun).
Ve (bu tür yemin edenler),eğer azmederlerse (inat ederlerse) boşama (konusunda), o zaman, artık muhakkak ki Allah, Sem'î'dir (en iyi işitendir), Alîm'dir (en iyi bilendir).
Vel mutallakâtu yeterabbasne bi enfusihinne selâsete kurûin, ve lâ yahıllu lehunne en yektumne mâ halakallâhu fî erhâmihinne in kunne yu’minne billâhi vel yevmil âhır(âhıri), ve buûletuhunne ehakku bi reddihinne fî zâlike in erâdû ıslâhâ(ıslâhan), ve lehunne mislullezî aleyhinne bil ma’rûf(ma’rûfi), ve lir ricâli aleyhinne dereceh(derecetun), vallâhu azîzun hakîm(hakîmun).
Ve boşanmış kadınlar dururlar, beklerler kendi kendilerine (hamilelermi yoksa değillermi ona bakarlar), (buda şu zamandadır) üç kur, dönem (hayz, ay hali zamanı, dönemi). Ve helâl olmaz onlara (o kadınlara) gizlemek yarattığı şey(i) Allah(ın) onların rahimlerinde, eğer onlar (kadınlar) iseler îmân ederler Allah'a, ve yevm'il âhire, son güne, sonraki güne, ahirete. Ve onların eşleri, kocaları (başkalarından) daha çok hak sahibi(dirler) onlara geri dönmeyi, bunda (bekleme süresi içinde) eğer isterlerse ıslâh etmek, düzeltmek (arayı düzeltmek). Ve onların (kadınların) vardır onun misli, onun gibi (erkeklerin, kadınlar üzerinde hakları var ya), (işte) onların (erkeklerin) üzerinde ma'rufla, iyilik ile, örfe ve adete uygun olarak (hakları). Ve erkekler için, erkeklerin vardır onların (kadınlar) üzerinde bir derece (daha fazladır). Ve Allah, Azîz'dir (stündür), Hakîm'dir (hüküm sahibidir).
Et talâku merratân(merratâni), fe imsâkun bi ma’rûfin ev tesrîhun bi ihsân(ihsânin), ve lâ yahıllu lekum en te’huzû mimmâ âteytumûhunne şey’en illâ en yehâfâ ellâ yukîmâ hudûdallâh(hudûdallâhi), fe in hıftum ellâ yukîmâ hudûdallâhi, fe lâ cunâha aleyhimâ fî meftedet bih(bihî), tilke hudûdullâhi fe lâ ta’tedûhâ, ve men yeteadde hudûdallâhi fe ulâike humuz zâlimûn(zâlimûne).
Boşamak iki kere(dir). Artık, bundan sonra (kadını ya) tutmak (gereklidir) ma'rufla, iyilik ile, örf ve adete uygun olarak, veya bırakmak, serbest bırakmak ihsan ile. Ve helâl olmaz sizin için, size almanız (geri) şeyden onlara (kadınlarınıza) verdiniz bir şey. Ancak, hariç (ikisi de), korkmaları (gereği üzere) ikame edememek, ayakta tutamamak, yerine getirememek Allah'ın (evlilik hakkındaki) hudutları, sınırları (haricinde). O zaman, bu durumda, o taktirde eğer korkarsanız (gereği üzere) ikame edememek, ayakta tutamamak, yerine getirememek Allah'ın (evlilik konusundaki) hudutları, sınırları, o zaman, bu durumda günah yoktur onların ikisi üzerine, ikisine (de), (kadının) hakkında şey (ayrılmak üzere) fidye (mehr) verdi (ya) ona. İşte o, bu (bunlar) Allah'ın hudutları(nı), sınırları(nı) o zaman, artık onu aşmayın. Ve kim aşıyor(sa), aşar(sa) Allah'ın hudutları(nı), sınırları(nı) o zaman, işte (evet) işte onlar, (evet) onlar zalimler(dir), haksızlık edenler(dir).
Fe in tallakahâ fe lâ tahıllu lehu min ba’du hattâ tenkiha zevcen gayrah(gayrahu), fe in tallakahâ fe lâ cunâha aleyhimâ en yeterâceâ in zannâ en yukîmâ hudûdallâh(hudûdallâhi), ve tilke hudûdullâhi yubeyyinuhâ li kavmin ya’lemûn(ya’lemûne).
O zaman, o taktirde, bundan sonra eğer (koca), onu (karısını) (iki kere boşadıktan sonra üçüncü kere) boşarsa, artık helâl olmaz ona (adama), sonradan olmadıkça, oluncaya kadar nikâhlanır eş(e), zevce(ye) ondan başka (bir erkekle). O zaman, o taktirde eğer (ikinci eş) onu (kadını) boşarsa, o zaman, o taktirde günah yoktur onların ikisi üzerine, ikisine (birbirine) dönmeleri(nde) (eski karı-kocanın tekrardan), eğer zannettiler ise, inanırlarsa (gereği üzere) ikame etmek, ayakta tutmak, yerine getirmek Allah'ın hudutları(nı), sınırları(nı). Ve işte o, bu (bunlar) Allah'ın hudutları(dır), sınırları(dır). Onu açıklıyor (Allah), bir kavim (toplum) için (ve onlarda bunu) biliyorlar, bilirler.
21 Ekim-29 Kasım 2014 Salı-Cumartesi
YK-44(Yunus Katı-Malatya)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder