1 Aralık 2014 Pazartesi

21.Sayfa

Kur'an-ı Kerim
2.Cüz

2.Bakara Suresi 142.(286)Ayet'den 2.Bakara Suresi 252.(286)Ayet'e Kadar

Kur'an-ı Kerim 2.Cuz 21.Sayfa 2.Sure Bakara Suresi Ayet 142-145

Se yekûlus sufehâu minen nâsi mâ vellâhum an kıbletihimulletî kânû aleyhâ kul lillâhil meşrıku vel magrıb(magrıbu), yehdî men yeşâu ilâ sırâtın mustakîm(mustakîmin).

Yakında, olacak derler, söylerler (ki) sefihler, kendini bilmeyenler insanlardan: "Onları çeviren nedir kıblelerinden O ki, ki O oldular onun üzerinde?" De ki: "Allah'ın(dır) doğu, ve batı. (Allah) Hidayet eder, kimse, kişi diler(se) Sıratı Mustakîm'e, Allah'a ulaştıran yola (ulaştırır),"

Ve kezâlike cealnâkum ummeten vasatan li tekûnû şuhedâe alen nâsi ve yekûner resûlu aleykum şehîdâ(şehîden), ve mâ cealnâl kıbletelletî kunte aleyhâ illâ li na’leme men yettebiur resûle mimmen yenkalibu alâ akibeyh(akibeyhi), ve in kânet le kebîreten illâ alellezîne hedallâh(hedallâhu) ve mâ kânallâhu li yudîa îmânekum innallâhe bin nâsi le raûfun rahîm(rahîmun).

Ve bunun gibi, böylece Biz sizi kıldık, yaptık bir ümmet, bir topluluk, vasat, ortada, ifrat ve tefritten uzak (hayırlı ve faziletli) olmanız için, olun diye (hak) şahitler insanlara. Ve olsun Resûl (de) size, sizin üzerinize şahit. Ve biz yapmadık, kılmadık kıble O ki, ki O sen (Ey Muhammed s.a.v.) oldun onun (Kâbe'nin) üzerinde ancak, sadece, hariç bilmemiz için kim tâbî olur Resûl(e) o kimse(ler)den, ondan (onlardan) geri döner üzerine, üzerinde topukları (iki topuğu). Ve eğer olursa, olsa bile elbette, gerçekten zor, güç ancak, hariç üzerine, ... e o kimseler, onlar hidayete erdirdi(ği) Allah'ın (bu onlara zor gelmez). Ve olmadı, değildir Allah zayi edecek, boşa çıkaracak, yok edecek sizin îmânınız(ı). Hiç şüphesiz (ki), muhakkak (ki) Allah insanlara mutlaka, elbette çok şefkatli (Raûf'dur), çok merhametli, Rahmet gönderen (Rahîm'dir).

Kad nerâ tekallube vechike fîs semâi, fe le nuvelliyenneke kıbleten terdâhâ, fe velli vecheke şatral mescidil harâm(harâmi), ve haysu mâ kuntum fe vellû vucûhekum şatrah(şatrahu), ve innellezîne ûtûl kitâbe le ya’lemûne ennehul hakku min rabbihim ve mâllâhu bi gâfilin ammâ ya’melûn(ya’melûne).

Muhakkak, olmuştu görüyoruz çeviriyorsun yüzünü semaya (ilâhi emri bekleyerek). Artık seni mutlaka çevireceğiz bir kıbleye ondan razı, hoşnut olacağın. Bundan sonra çevirin yüzünüzü taraf, yön Mescid-i Haram. Ve nerede siz olursunuz, bulunursunuz öyleyse çevirin (namazda) yüzlerinizi onun yönüne, tarafına. Ve hiç şüphesiz (ki), muhakkak (ki) o kimseler, onlar verildiler kitap elbette biliyorlar, bilirler onun olduğu bir hak, gerçek onların Rabbinden. Ve Allah değildir gâfil (habersiz) şey(ler)den yapıyorlar (ya).

Ve le in eteytellezîne ûtûl kitâbe bi kulli âyetin mâ tebiû kıbletek(kıbleteke) ve mâ ente bi tâbîın kıbletehum, ve mâ ba’duhum bi tâbîın kıblete ba’d(ba’dın), ve le initteba’te ehvâehum min ba’di mâ câeke minel ilmi inneke izen le minez zâlimîn(zâlimîne).

Ve eğer gerçekten olursa, olsa getirsen o kimselere, onlara verilenler kitap hepsini âyet (mucize) (yine de) tâbî olmazlar senin kıblen(e). Ve sen (de) değilsin tâbî olan(lardan) onların kıblesi(ne). Ve değil onların bir kısmı tâbî olan kıble(sine) bazıları, bir kısmı. Ve eğer gerçekten olursa, olsa sen tâbî oldun onların hevaları, nefslerinin arzuları, istekleri sonradan, den sonra sana gelen şey ilimden, bilgiden muhakkak ki sen, hiç şüphesiz sen o zaman, o taktirde elbette zalimlerden.

21 Ekim-29 Kasım 2014 Salı-Cumartesi

YK-44(Yunus Katı-Malatya)

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder