Kur'an-ı Kerim
2.Cüz
2.Bakara Suresi 142.(286)Ayet'den 2.Bakara Suresi 252.(286)Ayet'e Kadar
Kur'an-ı Kerim 2.Cuz 40.Sayfa 2.Sure Bakara Suresi Ayet 249-252
Fe lemmâ fesale tâlûtu bil cunûdi, kâle innallâhe mubtelîkum bi neher(neherin), fe men şeribe minhu fe leyse minnî, ve men lem yat’amhu fe innehu minnî illâ menigterafe gurfeten bi yedih(yedihî), fe şeribû minhu illâ kalîlen minhum fe lemmâ câvezehu huve vellezîne âmenû meahu, kâlû lâ tâkate lenâl yevme bi câlûte ve cunûdih(cunûdihî), kâlellezîne yezunnûne ennehum mulâkûllâhi, kem min fietin kalîletin galebet fieten kesîraten bi iznillâh(iznillâhi), vallâhu meas sâbirîn(sâbirîne).
Böylece olduğu zaman ayrıldı(ğı) Talut, ile askerler, ordu (Kudüs'ten) dedi (ki): "Muhakkak (ki) Allah, sizi imtihan edecek bir nehir ile. Artık, bundan sonra , o taktirde kim içti(yse) ondan, artık, bundan sonra, o taktirde (o kimse) değil(dir) benden. Ve kim ona (doyacak kadar) doymaz (ise), artık, bundan sonra, o taktirde muhakkak ki o benden(dir), ancak, sadece, hariç avuçlayan kimse bir avuç kendi eliyle." Artık, bundan sonra, o taktirde, fakat içtiler ondan (o sudan doyana kadar), ancak, sadece, hariç az(ı), pek az(ı) onlardan. Bundan sonra, fakat, nitekim olunca onu(karşıdan karşıya nehiri) geçtiler o (Talut), ve onlar âmenû oldular, îmân ettiler (Allah'a ulaşmayı dilediler) onunla (Talut'la) beraber dediler: "Fakat, güç (takat) yok bizim bugün, Calut ile, Calut'a karşı, ve onun askerleri (ordusu ile) (savaşacak). " Dedi (ki) onlar, yakîn hasıl edenler, kesin olarak bilenler onların ..... olduğunu mülâki olanlar, kavuşanlar Allah(a): "Kaç tane, nice topluluk(lar)dan az(ı), pek az(ı), gâlip oldu, üstün geldi topluluk(a), grup(a) çok izni ile Allah(ın). Ve Allah, beraber(dir) sabredenler(le)."
Ve lemmâ berazû li câlûte ve cunûdihî kâlû rabbenâ efrig aleynâ sabren ve sebbit ekdâmenâ vensurnâ alel kavmil kâfirîn(kâfirîne).
Ve karşısına çıktıkları zaman (Talut'un askerleri), Calut'a (Calut'un karşısına), ve onun askerleri(nin) (ordusunun) (şöyle) dediler: "Rabbimiz boşalt, yağdır, indir (ver) üzerimize, bize sabır, ve sabit kıl ayaklarımızı (düşman karşısında), ve bize yardım et kavmine karşı kâfirler."
Fe hezemûhum bi iznillâhi, ve katele dâvudu câlûte ve âtâhullâhul mulke vel hikmete ve allemehu mimmâ yeşâu, ve lev lâ def’ullâhin nâse, bâ’dahum bi ba’din le fesedetil ardu ve lâkinnallâhe zû fadlin alel âlemîn(âlemîne).
Böylece, sonra, nihayet onları hezimete, yenilgiye uğrattılar Allah'ın izniyle. Ve öldürdü (Hz.) Davut (a.s) Calut(u). Ve Allah ona (Hz.Davut a.s'e) verdi, mülk, meliklik, hükümdarlık, ve hikmet. Ve ona (Hz.Davut a.s'e) öğretti şeylerden diledi(ği). Ve eğer olmasaydı Allah'ın, defetmesi, yok etmesi insanlar(ı) onların bir kısmı bir kısmı ile, diğerleri ile, mutlaka, elbette fesat çıktı (düzen bozuldu) arz(da), yeryüzü(nde). Ve lâkin, fakat Allah sahip(idir) fazl (fazilet) âlemlerin üzerine.
Tilke âyâtullâhi netlûhâ aleyke bil hakk(hakkı), ve inneke le minel murselîn(murselîne).
İşte o, onlar (bu, bunlar), Allah'ın âyetleri(ridir). O'nu tilâvet ediyoruz, okuyup açıklıyoruz, sana hak ile. Ve muhakkak ki sen (ey Muhammed), elbette, mutlaka, gerçekten gönderilen resûllerden(sin).
21 Ekim-29 Kasım 2014 Salı-Cumartesi
YK-44(Yunus Katı-Malatya)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder