Kur'an-ı Kerim
3.Cüz
2.Bakara Suresi 253.(286)Ayet'den 3.Âli İmrân Suresi 91.(200)Ayet'e Kadar
Kur'an-ı Kerim 3.Cuz 43.Sayfa 2.Sure Bakara Suresi Ayet 260-264
Ve iz kâle ibrâhîmu rabbî erinî keyfe tuhyil mevtâ kâle e ve lem tu’min kâle belâ ve lâkin li yatmainne kalbî kâle fe huz erbeaten minet tayri fe surhunne ileyke summec’al alâ kulli cebelin minhunne cuz’en summed’uhunne ye’tîneke sa’yâ(sa’yen), va’lem ennallâhe azîzun hakîm(hakîmun).
Ve demişti (ki) İbrâhîm (a.s): "Rabbim, bana göster nasıl diriltiyorsun, hayy yapıyorsun (yeniden ruh veriyorsun) ölüler(e/i). (Allah) Dedi (ki): "Ve inanmıyor musun?" (Hz. İbrahim de) dedi (ki): "Hayır, bilâkis, tam aksi (evet inanıyorum). Ve lâkin, fakat tatmin olması için benim kalbim(in)." (Allah) Dedi (ki): "O zaman, öyleyse al, tut dört(ünü) kuşlardan, böylece, sonra (sen) yanına al, parçala, sonra kıl, yap, koy üzerine, ... e hepsi, her dağ(nin/ın) onlardan bir parça, sonra (da) onları çağır. Sana gelirler, gelecekler koşarak." Ve bil (ki), Allah'ın ..... olduğunu Azîz (üstün, güçlülerin en güçlüsü), Hakîm (hikmet sahibi)!
Meselullezîne yunfikûne emvâlehum fî sebîlillâhi ke meseli habbetin enbetet seb’a senâbile fî kulli sunbuletin mietu habbeh(habbetin), vallâhu yudâifu li men yeşâu, vallâhu vâsiun alîm(alîmun).
Durum(u), hal(i) (Allah için) infak ederler, verirler kendi mallarını Allah'ın yolunda; gibi(dir) durum(u), hal(i) (bir tek) tane(nin), tohum(un) yetiştirdi (verdi) yedi sünbüller, başaklar, içinde, ... de hepsi, herbiri sünbül(lerinde), başak(larında) yüz tane(nin), tohum(un). Ve Allah, kat kat arttırıp, verir kişi için, o kimseye (onun rızkını) diler(se). Ve Allah, Vâsi'dir (herşeyi kapsayandır, lütfu geniş olandır, lütfu bol olandır), Alîm'dir (en iyi bilendir).
Ellezîne yunfikûne emvâlehum fî sebîlillâhi summe lâ yutbiûne mâ enfekû mennen ve lâ ezen lehum ecruhum inde rabbihim, ve lâ havfun aleyhim ve lâ hum yahzenûn(yahzenûne).
Onlar (Allah için) infâk ederler, verirler kendi mallarını Allah'ın yolunda; sonra tâbî kılmazlar, arkasından (minnet etmezler, başa kakmazlar) (Allah için) infâk ettikleri şey(in), verdikleri şey(in) minnet ettirerek, ve eza (ıstırap, eziyet) etmeyerek (davranırlarsa) onlara onların mükâfatları (ecirleri), yanında(dır), katında(dır) onların Rab'leri(nin). Ve korku yoktur onlara. Ve onlar mahzun (da) olmazlar.
Kavlun ma’rûfun ve magfiretun, hayrun min sadakatin yetbeuhâ ezâ(ezen), vallâhu ganiyyun halîm(halîmun).
Bir söz güzel, iyi, örfe uygun, ve mağfret, bağışlayıp iyi davranma, (daha) hayırlıdır (bir) sadakadan onu takip eder, arkasından gelir onu başa kakar(ak) eza ederek, eziyet vererek. Ve Allah, Gani'dir (zengindir, muhtaç olmayandır), Halîm'dir (sakindir, yumuşak olandır).
Yâ eyyuhâllezîne âmenû lâ tubtılû sadakâtikum bil menni vel ezâ, kellezî yunfiku mâlehu riâen nâsi ve lâ yu’minu billâhi vel yevmil âhır(âhıri), fe meseluhu ke meseli safvânin aleyhi turâbun fe esâbehu vâbilun fe terakehu saldâ(salden), lâ yakdirûne alâ şey’in mimmâ kesebû vallâhu lâ yehdîl kavmel kâfirîn(kâfirîne).
Ey onlar âmenû oldular (Allah'a ulaşmayı dilediler), îmân ettiler! Bâtıl (iptal) etmeyin, boşa çıkarmayın sadakalarınızı minnet ile (başa kakarak), ve eza(yla) ( (Allah için) ), onlar gibi infâk eder, verir malını riya, gösteriş (için) insanlar(a), ve inanmaz(lar) Allah'a, ve yevm'il âhir(e), ahiret günü(ne), son gün(e), sonraki gün(e). O zaman, işte onun durumu; gibi(dir) onların misali (durumu) sert kaya(nın), onun üzerinde toprak (vardır), sonra, öyle ki ona isabet etti sağanak yağmur, şiddetli (yağmur), kuvvetli yağmur, o zaman, böylece (üzerindeki toprağın gidip), onu (tekrardan) terketti, onu (tekrardan) bıraktı sert, çorak, verimsiz kaya halinde. (Onlar) Muktedir olamazlar, elde edemezler bir şeye (şeyi) şey(ler)den (ya işte o) kazandılar. Ve Allah, hidayete erdirmez kavim(ini), topluluk(unu) kâfirler.
8 Aralık 2014-16 Nisan 2015 Pazartesi-Perşembe
YK-44(Yunus Katı-Malatya)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder