16 Nisan 2015 Perşembe

44.Sayfa

Kur'an-ı Kerim
3.Cüz

2.Bakara Suresi 253.(286)Ayet'den 3.Âli İmrân Suresi 91.(200)Ayet'e Kadar

Kur'an-ı Kerim 3.Cuz 44.Sayfa 2.Sure Bakara Suresi Ayet 265-269

Ve meselullezîne yunfikûne emvâlehumubtigâe mardâtillâhi ve tesbîten min enfusihim ke meseli cennetin bi rabvetin esâbehâ vâbilun fe âtet ukulehâ dı’feyn(dı’feyni), fe in lem yusıbhâ vâbilun fe tall(tallun), vallâhu bimâ ta’melûne basîr(basîrun).

Ve durum(u), mesele(si), hal(i) onlar (Allah için) infâk ederler, verirler kendi malları(nı), istediler, talep ettiler Allah'ın rızası(nı), ve tespit ederek, sabit kılarak (sebat ederek) kendi nefslerinden, nefslerini; gibi(dir), qbenzer(idir) durum(u), mesele(si), hal(i) cennet(e), bahçe(ye) münbit yüksek (bir) tepede (ki), ona isabet etti sağanak (yağmur), şiddetli (yağmur), kuvvetli yağmur, o zaman (böylece) verdi ürününü, meyvesini iki kat. O zaman, fakat, hatta eğer ona isabet etmezse sağanak (yağmur), şiddetli (yağmur), kuvvetli yağmur, hatta çiselese bile. Ve Allah, şeyi (ya işte onu) yapıyorsunuz (Basîr'dir) en iyi gören(dir).

E yeveddu ehadukum en tekûne lehu cennetun min nahîlin ve a’nâbin tecrî min tahtihel enhâru, lehû fîhâ min kullis semarâti ve esâbehul kiberu ve lehu zurriyyetun duafâu fe esâbehâ ı’sârun fîhi nârun fahterakat kezâlike yubeyyinullâhu lekumul âyâti leallekum tetefekkerûn(tetefekkerûne).

İster mi (ki), temenni eder mi (ki) sizden biriniz, olmasını onun bir (cenneti) bahçe(si) hurmalıktan, ve üzümler, bağlar akar onun altından nehirler, orada onun vardır (bulunur) hepsinden, her tülü ürünler(i), meyveler(i), ve ona isabet etti yaşlılık, ihtiyarlık, ve onun vardır zürriyet(i), çocuklar(ı) zayıf, güçsüz. Sonra da ona (bahçeye), isabet etti (bir) kasırga onun içinde ateş vardır (bulunur), böylece (onu) yaktı. İşte böyle beyan ediyor, açıklıyor Allah, size âyetleri(ni). Umulur ki böylece siz düşünürsünüz, tefekkür edersiniz.

Yâ eyyuhâllezîne âmenû enfikû min tayyibâti mâ kesebtum ve mimmâ ahracnâ lekum minel ard(ardı), ve lâ teyemmemûl habîse minhu tunfikûne ve lestum bi âhızîhı illâ en tugmidû fîh(fîhî), va’lemû ennallâhe ganiyyun hamîd(hamîdun).

Ey o kimseler, onlar âmenû oldular (Allah'a ulaşmayı dilediler), îmân ettiler! İnfâk edin, verin (ihtiyacı olanlara verin) temiz olanlardan, iyilerinden kazandığınız şeyler(den), ve şeylerden biz çıkardık sizin için arzdan, yerden. Ve yönelmeyin, kalkışmayın (meyletmeyin) kötü(sünden), fena(sından), kalitesiz(inden) ondan (ucuz ve düşük evsaflı şeyleri) infâk ediyorsunuz, veriyorsunuz, ve siz değilsiniz onu alacak olan ancak göz yummadan, gözü kapalı (gönül rahatlığıyla). Ve bilin Allah'ın ..... olduğunu, Gani (zengin, hiçbir şeye muhtaç olmayan), Hamid (hamdedilen).

Eş şeytânu yeidukumul fakra ve ye’murukumbil fahşâi vallâhu yeidukum magfireten minhuve fadlâ(fadlan), vallâhu vâsiun alîm(alîmun).

Şeytan size vaadediyor fakirlik, ve size emrediyor kötülüğü, çirkin şeyleri, fuhşu. Ve Allah, size vaadediyor mağfiret, günahların sevaba çevrilmesi, bağışlanma ondan, kendisinden, ve fazl (fazilet). Ve Allah, Vâsi'dir (herşeyi kapsayandır, lütfu geniş olandır, lütfu bol olandır), Alîm'dir (en iyi bilendir).

Yu’til hikmete men yeşâu, ve men yu’tel hikmete fe kad ûtiye hayran kesîrâ(kesîren), ve mâ yezzekkeru illâ ulûl elbâb(elbâbi).

Verir hikmet(i) kişi(ye), kimse(ye) (Allah) diler(se). Ve kime verilir(se) hikmet, o zaman, o taktirde, böylece olmuştu, olmuştur verildi bir hayır (daha) çok. Ve tezekkür edemez, düşünemez ancak, sadece, hariç, (n)den(/dan) başka(sı) ulûl'elbab, sırların sahipleri.

8 Aralık 2014-16 Nisan 2015 Pazartesi-Perşembe

YK-44(Yunus Katı-Malatya)

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder